Kozinoğlu Cinayete mi Kurban Gitti?

Adli Tıp Kurumu'nda yapılan ön inceleme, Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünde 'cinayet' şüphesini artırdı. Adli Tıp'ta yapılan ilk incelemede, Oda TV davası sanıklarından Kozinoğlu'nun kalp krizinden ölmediği tespit edildi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının kalp damarlarını tıkamadığı görüldü.


 


MİT'çi Kaşif Kozinoğlu, Oda TV soruşturmasının en dikkat çekici isimlerinden biriydi. Devletin 'gizli' belgelerini Oda TV'ye sızdırmakla suçlanan Kozinoğlu, 10 Mart 2011'de Silivri Cezaevi'ne gönderildi. Hâkim karşısına çıkmasına 13 gün kala hayatını kaybetti. Ancak iddia edildiği gibi kalp krizinden ölmediği ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre, otopside doku örneklerini inceleyen Adlî Tıp uzmanları 'kalp krizi' vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Damarlarda darlık olduğu fakat bunun kriz geçirtecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. Herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı görüldü. Kriz vakalarının en önemli sonucu sayılan kalp dokusu ölümü de tespit edilemedi. İkinci aşamada, alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılacak.

Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen Oda TV operasyonuyla gündeme gelen isimlerden en dikkat çekici olanı şüphesiz eski MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'ydu. Ankara, Çayyolu'ndaki evine operasyon düzenlendi. Bazı belgelere el konuldu. Devlete ait 'gizli' içerikli belgeleri Oda TV'ye sızdırmakla suçlanıyordu. Soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Kozinoğlu, 10 Mart 2011'de 'terör örgütü üyesi olmak' ve 'devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etmek, açıklamak' suçlarından tutuklanarak, Silivri Cezaevi'ne gönderildi. Kendisi de emekli bir asker olan Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları ise Ergenekon davasının tutuklu sanıkları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım'dı. Ergenekon davasında 'gizli tanık' olduğu ileri sürülen Kozinoğlu, 12 Kasım 2011'de, hakim karşısına çıkmasına 13 gün kala şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

Adalet Bakanlığı, ölümünün hemen ardından bir açıklama yaptı. Açıklamada, "Doktor tarafından ceset üzerinde elle yapılan yoklamada herhangi bir kırık, darp veya cebir izine rastlanmadığı belirlenmiştir. Oda arkadaşının beyanına göre; Kozinoğlu'nun uzun süreli ve ağır spor yaptıktan sonra duş alıp odasına geldiğinde yatağında fenalaştığı ve tansiyonunun yükselmesi nedeniyle kendisine dilaltı hapı verildiği ve bu sebeple acil butonuna basarak görevlileri durumdan haberdar ettikleri anlaşılmıştır." denildi. İddialara göre Kozinoğlu, yaptığı ağır spor sebebiyle fenalaşmış ve geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Ancak ailesi ve Kozinoğlu'nu tanıyanlar bu iddiaların doğru olamayacağını savundu. Zira Kozinoğlu, yıllardır ağır spor yapıyordu ve bugüne kadar da kalp rahatsızlığı yaşamamıştı.

Oğlu Özel Kozinoğlu, "Babamın kalp rahatsızlığı yoktu." derken, Kozinoğlu'nun ablası Fügen Bıçakçıoğlu, "Sporunu küçüklüğünden beri ihmal etmezdi. Değişik spor dallarında dünya birincilikleri vardı. Onca ağır spor yapan bir insanın, cezaevinde spor yaptığı için öldüğünün söylenmesi ise inandırıcı değil." ifadelerini kullanmıştı. MİT'in karakutusu olarak bilinen Kozinoğlu'nun şüpheli ölümü üzerine Silivri Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlatmıştı. Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan Hasan Ataman Yıldırım ve Atilla Uğur'un ifadelerine başvuruldu. Kozinoğlu'nun kaldığı koğuşun görüntüleri de kaydedildi.

ZEHİR İHTİMALİ ÜZERİNDE DURULUYOR

Adli Tıp Kurumu'nun Kozioğlu'yla ilgili ilk inceleme sonuçlarına Zaman ulaştı. Edinilen bilgilere göre, ilk tespitler Kozinoğlu'nun kalp krizinden öldüğü iddialarını çürütüyor. Kozinoğlu'ndan alınan doku örneklerini inceleyen Adli Tıp Kurumu uzmanları, 'kalp krizi' vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Kalp damarlarında darlık olduğu fakat bunun kriz geçirecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı da görüldü. Daha da önemlisi kalp krizi vakalarının en önemli sonucu olan kalp dokusu ölümleri de Kozinoğlu'nun incelemelerinde görülmedi.

Uzmanlar kalp krizinin yeterince oksijen alamayan, beslenemeyen ve bunun sonucunda kalp dokusu ölen hastalarda meydana geldiğini ifade ediyor. Son incelemeler sonucunda Kozinoğlu'nun üzerinde durulan ölüm sebebi ise 'ani tehlikeli ritim bozukluğu'. Kozinoğlu'nun bu zamana kadar ciddi ritim bozukluğu rahatsızlığı bulunmaması ise kafalardaki şüpheleri iyice artırdı.

Hareketli bir meslekte çalışan ve yıllardır ağır spor yaptığı belirtilen Kozinoğlu'nun böyle bir rahatsızlığı var ise, bunun geçmişte mutlaka kendini hissettirmesi gerektiği vurgulanıyor. Kozinoğlu'nun dışarıdan verilen toksikolojik (zehir) bir maddeyle 'ani öldürücü ritim bozukluğu' yaşadığı yönünde iddialar da araştırılıyor. Adli Tıp şu anda incelemelerde ikinci aşamada. Alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılıyor.
(Çağlar Avcı, Zaman)

ABD\'de İstihdam Beklenden Daha Çok Arttı

ABD’de tarım dışı istihdam, Ocak ayında 243 bin arttı. ABD Çalışma Bakanlığının verilerine göre, ülkede tarım dışı istihdam geçen ay 243 bin artarak, geçen yıl Nisan ayından bu yana en yüksek artışını gösterdi. Ekonomistler, söz konusu ayda tarım dışı istihdamın 150 bin artmasını bekliyorlardı.


 


Ülkede işsizlik oranı ise geçen ay yüzde 8,5’den yüzde 8,3’e gerileyerek, 2009 yılı Şubat ayından bu yana en düşük seviyeyi gördü. Analistler, işsizlik oranının Ocak ayında yüzde 8,5 olacağını öngörüyordu.

ABD’de son üç ayda her ay ortalama 201 bin kişiye tarım dışı istihdam yaratıldı.

Geçen yılın tamamında ekonomide 1,6 milyon kişiye istihdam yaratıldı. Bu rakam, 2010 yılında 940 bindi. Ekonomistler, bu yıl 2,1 milyon kişiye istihdam yaratılacağı tahmininde bulunuyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Ocak 2009’da göreve geldiğinde işsizlik oranı yüzde 7,8 seviyesinde bulunuyordu. AA

Trump Destekleyeceği Adayı Seçti

 

Gayrimenkul zengini Donald Trump her zamanki gibi güçlünün yanında yer alarak Cumhuriyetçi Parti başkan adaylarından eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich'i değil, Mitt Romney'i desteklediğini açıkladı. Trump'ın "samimi bir ilişki" kurduğu Gingrich'i desteklemesi bekleniyordu.

 

 

Nisan ayında Romney için "küçük bir adamı" diyen Trump, zamanla eski Massachusetts Valisi hakkındaki fikirlerini değiştirmiş.
 
Gingrich'in de "mükemmel bir kişi" olduğunu belirten Trump, "Fakat Mitt sıkı biri. Zeki… Bu ülkeye kötü şeyler olmasına engel olacak biri." dedi.
 
Las Vegas'ta dün kameraların karşısına geçen ikili el ele poz da verdi. Romney teşekkür konuşmasında, "Hayatınızda bazı şeylerin gerçekleşmesini hayal bile edemezsiniz. Bu onlardan biri" dedi
 
Gingrich, karşılaştığı sürprizi ise bir espriyle geçiştirmeyi başardı. Kendisi de Las Vegas'ta bulunan Gingrich, "Trump'ın sahip olduğu halk desteğine şaşırdığını" söyledi
 
Geçtiğimiz ay Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir çalışma Cumhuriyetçilerin %20'sinin Trump'ın onay verdiği bir adaya oy vermekten vazgeçebileceğini göstermişti. %13'ü ise Trump'ın desteklediği birine oy verebileeğini belirtmişti. %64'ü ise kararlarında herhangi bir değişiklik olmadığını vurgulamıştı. (USA Sabah)

Oyak, Orgenerallerin Emekli İkramiyesini Açıkladı

 

Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, TBMM Dilekçe Alt Komisyonu’na bilgi verdiHürriyet'in haberine göre Ulusoy özetle şunları söyledi: "Bize ‘geçici çalışan asteğmenden para kesiliyor ama iade edilmiyor’ deniyor. Daimi üyelerin esas maaşının yüzde 10’u, asteğmenlerin esas maaşının ise yüzde 5’i kesiliyor. Asteğmenler için bu, maluliyet ve ölüm yardımı için bir sigorta primidir. Bu durumda albay maaşının 20 katı hepsine aynı şekilde asteğmen de dahil ölüm yardımı yapılıyor. Van’da deprem oldu. Üyelerimize 13 bin 200 TL fevkalade borç adı altında yardım yaptık. Aralarında 4 asteğmenimiz de vardı. Konut almak isteyen general, astsubay farketmez 140 bin TL yardım yapıyoruz.

 
Oyak’ın kendi tüzel kişiliğine ait parası, varlığı yok. Bütün paralar üyelerin üzerinde. Elektrik, su, personel gibi masrafları düştükten sonra kalan para olduğu gibi üyelere aktarılıyor. Yıllar içinde mevzuata göre değerlendirilen bu varlıklar hesaplanıp kişiye nominal verilen paralarla toplayıp ‘gelin alın’ diyoruz.
 
Oyak’ın 268 bin 112 üyesi var. 50 bine yakını emekli olup parasını kendi arzusuyla bırakmış, emekli maaş sisteminden yararlanıyor. Subay, astsubay, uzman çavuş ayrımı yapmıyoruz. Kıdemli başçavuş 16 bin 840 lira aidat yatırmış, hesabında 214 bin lira var. Kıdemli albay 20 bin küsur ödemiş 271 bin lira var. Orgeneral 642 bin lira alıyor doğrudur; ama 40 küsur yıl katkıda bulunmuş. Prim miktarlarının kesinlikle rütbeyle alakası yok. Orgeneral üyelik süresince 24 bin lira ödemiş, 642 bin lira alacak, korgeneral ise 23 bin lira ödemiş 489 lira alacak ama orgeneral 5 yıl daha fazla para yatırdığı için. Astsubaylar 30 yılı geçmiyor ama bir orgeneral 40 yılı geçiyor."
 

Maçta Olay Çıktı: 73 Ölü, 136 Yaralı

 

Port Said kenti yetkilileri, evsahibi El Masri futbol takımı taraftarlarının Mısır’ın bir numaralı takımı olan El Ahli’ye karşı kazandıkları 3-1’lik zaferi kutlamak için sahaya akın ettiğini açıkladı. Mısır’ın Port Said kentinde, Al-Ahly ve ev sahibi takım olan Al-Masry arasında oynana maçtan sonra çıkan olaylarda 73 kişi öldü, 180 kişi de yaralandı. Yaşanan olayların ardından, ülkede futbol liginin suresiz olarak iptal edildiği bildirildi.

 

Olayların, ev sahibi Al Masry takımının, ülkenin en başarılı takımı olan Al Ahly’yi 3-1 yenmesinden sonra, taraftarların sahaya akın etmesi ile başladığı, güvenlik güçlerinin müdahalesinin yetmediği olaylar sırasında bazı güvenlik görevlilerinin de yaşamını yitirdiği belirtildi. Mısır Sağlık Bakanı Yardımcısı, Mısır’da yaşanan en kanlı futbol olayında 73 kişinin öldüğünü, 180 kişinin de yaralandığını açıkladı

Amerikan Hazine Bakanlığından Terör Örgütüne Darbe

 

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Mal Kontrol Ofisi (OFAC), Moldova’da ikamet eden Zeyneddin Geleri, Çerkez Akbulut (namı diğer Cernit Murat) ve Ömer Boztepe’yi terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi veya Kongra-Gel olarak da bilinen PKK adına faaliyetlerinden dolayı Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı (SDNT) olarak ilan etti.

 

 

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin de yayımladığı ABD Hazine Bakanlığı açıklamasına göre, Bakanlığa bağlı Yabancı Mal Kontrol Ofisi (OFAC) Moldova’da ikamet eden şahıslar Zeyneddin Geleri, Çerkez Akbulut (namı diğer Cernit Murat) ve Ömer Boztepe’yi terör örgütü PKK adına faaliyetlerinden dolayı Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı (SDNT) olarak ilan etti. OFAC ayrıca Ömer Geleri ve Romanya’da yerleşik üç şirket hakkında da Zeyneddin Geleri’yle olan bağları ve/veya etkinliklerinden dolayı aynı duyuruyu yaptı.
 
ABD Hazine Bakanlığı’nın bugünkü duyurusunun, Yabancı Narkotik Elebaşıları Belirleme Yasası (Kingpin Act) gereğince Avrupa’da PKK adına faaliyet gösteren şahıslara ait veya onlar tarafından kontrol edilen varlıklar hakkında verilen ilk karar olduğu belirtiliyor. Bu karar gereğince ABD vatandaşlarının bu şahıslarla finansal ve ticari işlemler yürütmesi yasaklanmış ve şahısların ABD yargı yetkisi bölgesi içinde bulunabilecek bütün mal varlıkları dondurulmuş olduğu bildirildi.
 
 
 
OFAC Direktörü Adam J. Szubin’in karar hakkında şunları söylediği bildirildi: "Bu karar uluslararası uyuşturucu ticaretinin dünya genelinde terörizmin finansmanı açısından oynadığı önemli role dikkat çekmektedir ve ABD ve müttefiklerinin ulusal güvenliğini tehdit eden yasadışı faaliyetlere bulaşanlar için uyarı niteliği taşımalıdır." Duyuruya göre, Zeyneddin Geleri, PKK’nın yüksek kademelerdeki bir mensubu ve Avrupa çapında yasadışı faaliyetler yürütmek amacıyla ithalat ve ihracat şirketlerini kullanan Romanya merkezli uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir firmanın üyesi olarak biliniyor. Geleri’nin ayrıca 2008’in Mart ayında 8.8 milyon dolar değerinde 199 kilo eroin ele geçirilmesiyle ilgili olarak Moldova polisi tarafından aranan ve Cernit Murat olarak da bilinen PKK eylemcisi Çerkez Akbulut’la suç ortaklığı yaptığından şüpheleniliyor. Akbulut’un da Moldova’da PKK’ya destek amaçlı para toplama işinden sorumlu bir PKK eylemcisi olduğu belirtiliyor. Ömer Boztepe’nin ise PKK için faaliyetlerde bulunmakta olduğu ve uyuşturucu kaçakçılığına bulaştığı gerekçesiyle 12 yıl hapse mahkum edildiği için halihazırda kaçak durumunda olduğu bildiriliyor.
 
ABD Başkanı Barack Obama 2008 yılının Mayıs ayında Elebaşı Yasası gereğince uyuşturucu ve esrar üretimi, taşımacılığı ve kaçakçılığı için 20 yıldır Avrupa yapılanmasını kullanan PKK’yı belli başlı yabancı uyuşturucu kaçakçısı olarak adlandırmıştı. ABD Hazine Bakanlığı aynı yasa gereğince 14 Ekim 2009 ve 20 Nisan 2011 tarihlerinde toplam sekiz PKK liderini uyuşturucu kaçakçısı olarak ilan etmişti. Açıklamada, uyuşturucu kaçakçılığının PKK’nın en karlı suç faaliyetleri arasında olup, örgüt silah ve malzeme temini için bu yasadışı süreçleri kullandığı belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı 1997 yılında PKK’yı Yabancı Terörist Örgüt ve 2001 yılında da 13224 sayılı Başkanlık Kararı uyarınca Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist olarak ilan etmişti.
 
ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında şunlar da kaydedildi: "Bugünkü karar Elebaşı Yasası uyarınca belli başlı yabancı uyuşturucu kaçakçıları ve dünya genelindeki örgütlerine karşı halen devam etmekte olan finansal önlemler uygulama çabalarının bir parçasıdır. Bu soruşturmada OFAC Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ve özellikle DEA’nın Viyana Ülke Ofisi ile yakın çalışma içinde olmuştur. Haziran 2000 tarihinden bu yana ABD Hazine Bakanlığı Elebaşı Yasası uyarınca binden fazla şahıs ve varlık hakkında duyuru yapmıştır. Elebaşı Yasası’nı ihlal cezaları ihlal başına 1.075 milyon dolara kadar çıkabilen sivil cezalardan daha ağır kriminal cezalara kadar uzanabilir.
 
Kurum yetkilileri için 30 yıla kadar hapis ve 5 milyon dolara kadar varan kriminal cezalar söz konusudur. Kurumlar için kriminal cezalar 10 milyon dolara kadar çıkabilir. Diğer şahıslar Elebaşı Yasası’nın kriminal ihlali sebebiyle Birleşik Devletler Kanunnamesi Başlık 18 gereğince 10 yıla kadar hapis ve diğer cezalara çarptırılabilir." 

Vizesiz Amerika Hayali 1 Gün Bile Sürmedi

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Francis Ricciardone, bir ilki gerçekleştirerek, ABD-Türkiye ilişkilerine dair Twitter’dan gelen soruları Türkçe yanıtladı. Ricciardone, iki ülke ilişkilerinin yakınlığına dikkat çekerek “Türkiye’nin Vizesiz Seyahat Programı’na uygun olma konusunda ilerlediğine inanıyoruz” dedi ancak daha sonra bu sözlerine başka bir twit'le açıklama getirdi.


 


Büyükelçi Ricciardone, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde faaliyete soktuğu Türkçe Twitter hesabı @ABDTurk üzerinden bir saatten daha uzun bir süre boyunca kullanıcılarla sohbet etti.

Bazı kullanıcıların, ABD’ye giden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize muafiyeti uygulanmasıyla ilgili soruları üzerine Ricciardone, “Karşılıklı vizenin kaldırılması ABD'de uygulanan bir program dahilinde (Visa Waiver Program) gerçekleşmektedir. ABD ve Türkiye çok yakın ilişki içindedir. Türkiye’nin Vizesiz Seyahat Programı’na uygun olma konusunda ilerlediğine inanıyoruz” yanıtını verdi.

Bu sözlerinden sonra Ricciardone Twitter hesabından aşağıdaki twitleri paylaştı:

"Sohbetimizde bahsi geçen bir konu, zaman kısıtlaması nedeniyle detaylı açıklanamadı. Tüm Türklerin, iş, turizm, okul, değişim programları, aile birleşmesi ve tıbbi nedenler gibi geçerli sebeplerle seyahatini teşvik ediyoruz. ABD’ye seyahat için ziyaretçi vizesi almak, pekçok kişinin düşündüğünden çok daha kolay. Vizesiz Seyahat Programı’nın (VSP) çeşitli kuralları ve katı kriterleri vardır. Bu yönde ilerleme olsa da açıkçası Türkiye’nin kısa zamanda VSP kapsamına alınacağına düşünmüyorum. Kimseyi yanlış yönlendirmek istemem. AA

Büyükelçi Tan, Yahoo Newse Konuştu: Erdoğan da Başkanı Seviyor

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, ABD Başkanı Barack Obama’nın, geçtiğimiz haftalarda Başbakan Recep Tayip Erdoğan hakkında söylediği samimi açıklamaların tek nedeninin "güven" olduğunu söyleyerek, Başbakan Erdoğan’ın, Obama’nın sözlerinin doğruluğunu kanıtladığını ifade etti.


 


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama, aybaşında Time Dergisi muhabiri Fareed Zakaria’ya verdiği röportajda dünya liderleri arasında en iyi anlaştığı beş lider arasında Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı da saymıştı. Obama, "Eğer onlara -Almanya Başbakanı Angela Merkel, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Güney Kore lideri Lee Myung-bak, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Türkiye Başbakanı Recey Tayip Erdoğan- sorarsanız, bana karşı güçlü bir güven duyduklarını söyleyeceklerini
düşünüyorum" demişti.

Başkan Obama’nın tüm dünyada geniş yankı bulan bu sözlerine Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Namık Tan’dan ilginç bir yorum geldi. Yahoo News’e bir röportaj veren Namık Tan, Obama’nın Erdoğan’ı ’en iyi ilişki kurduğu liderler arasında’ sayması ile ilgili olarak, "Başkan Obama, Erdoğan’ı takdir ediyor çünkü o dürüst ve sözüne güvenilir biri" dedi.

"BAŞKA BİR ÜLKE BU ROLÜ ÜSTLENEMEZDİ"
Namık Tan, Obama’nın bunu söylemesinin arkasında, başta Türkiye’de kurulacak NATO füze kalkanı projesi ve Arap baharında, iki müttefik ülke arasındaki olumlu işbirliği havasının etkili olduğunu vurgulayarak, "Söz konusu NATO füze radar sistemi dışında da, örneğin Türkiye Arap baharında son derece olumlu bir rol oynamıştır. Bu durumda, serbest piyasa ekonomisi ve demokrasi kültürlü, İslami gelenekten gelen ancak batılı geleneklere sahip birine ihtiyaç vardı. Başka bir ülke bu rolü üstlenemezdi" diye konuştu.

"TÜRKİYE, ABD’NİN VAZGEÇİLMEZ BİR MÜTTEFİKİ OLDUĞUNU KANITLAMIŞTIR"
Namık Tan, ABD Başkanı Obama ile Başbakan Erdoğan arasındaki benzer samimiyetin Clinton ile Davutoğlu arasında da olduğunu ifade ederek, "İki müttefik ülke arasında, dünyada yaşanan çok önemli gelişmeler karşısında karşılıklı güvene dayalı artarak devam eden bir işbirliği var. Benzer bir ilişki neredeyse her hafta buluşup konuşan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile mevkidaşı Ahmet Davutoğlu arasında da var. Geçtiğimiz yıl yaşanan olaylar, Türkiye’nin ABD’nin vazgeçilmez bir müttefiki olduğunu kanıtlamıştır" dedi.

"İRAN’DA YAŞANAN GELİŞMELERDEN DOLAYI ENDİŞELİYİZ, TANSİYONUN DÜŞMESİNİ İSTİYORUZ"
Namık Tan, geçtiğimiz yıl boyunca Suriye, Libya ve İran’da yaşanan olayların Türkiye ile ABD’yi birbirine daha çok yaklaştırdığı yorumuna ise, "İran’da yaşanan son olaylar ve gelişmelerden dolayı endişeliyiz. Tansiyonun düşmesini istiyoruz. Türkiye İran’a bölgedeki- Irak, Suriye ve Hürmüz Boğazı- rolünün ne kadar ciddi ve olumsuz olduğunu söyledi. Suriye ve Irak’taki mezhepsel gerginlik çok zor, çok hassas ve çok kolay kontrolden çıkabilir" diye konuştu.

Namık Tan, İran’ın, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki davranışları konusunda yaptığı eleştirileri kabul etmediğini ancak nükleer görüşmeleri yeniden başlatmayı kabul ettiğini de ifade ederek, Bizim teklifimiz görüşmelerin Türkiye’de olması yönünde değildi ancak eğer görüşmeler Türkiye’de olursa ev sahibi olarak mutlu oluruz. Davutoğlu İranlılarla görüşmesinden sonra Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’a bilgi verdi. Ashton da buna tamam dedi ancak biz onlardan İran’a göndermek
için bir mektup bekliyoruz" dedi.

"IRAK’TAKİ HÜKÜMETİN TÜM SİYASİ PARTİLERE EŞİT VE ADİL OLMASINI İSTİYORUZ"
Namık Tan, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmeye başladığı Aralık ayından beri Türkiye ile Irak arasındaki tansiyonun yükselmesiyle ilgili olarak ise, "Ortadoğu’nun istikrarı Irak’taki gelişmelerle yakından ilgili. ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinin ardından, örnek, egemen ve demokratik bir Irak yönetimi bölgenin geri kalanı için büyük bir fırsattır. Kapsayıcı ve tüm Irak’ı temsil eden bir hükümetin sorunların üstesinden gelebileceğine inanıyoruz. Toplumun belirli kesimlerinin oy hakkını elinden almak ve siyasi partiler arasındaki dengesizlik ülkedeki istikrarı zayıflatacaktır. Türkiye’nin amacı, karşı karşıya oldukları demokratik zorlukların aşılması konusunda onlara destek vermektir. Irak’taki demokratik ortamı destekliyoruz ve hükümetten hangi etnik ve mezhepsel kökenli olursa olsun tüm siyasi partilere eşit ve adil olmasını bekliyoruz. Bu durumda Türkiye ve ABD’nin, Irak ile ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkileri daha da artacaktır" diye konuştu.

"BAŞBAKAN’IN DA OBAMA’YI SEVDİĞİNE İNANIYORUM"
Namık Tan son olarak, Başbakan Erdoğan’ın Obama hakkındaki duygularıyla ilgili olarak ise, "Başbakan’ın da Başkan Obama’yı sevdiğine inanıyorum. Ve bildiğim kadarıyla onu (Obama’yı) içtenliği nedeniyle takdir ediyor" dedi.
 

Fransa Büyükelçisi Bili Empati Yaptı: 2.5 Milyon Türk Kayıp Ama Kimse Bilmiyor

Ankara-Paris hattı 'inkâr yasası'ndan dolayı gergin günler yaşarken, Fransa Büyükelçisi Laurent Bili'den 1915 olayları ve Ermeni diasporası konusunda çarpıcı değerlendirmeler geldi. Daha önce de diplomat olarak görev yaptığı Türkiye'yi çok iyi tanıyan Bili, "Bu coğrafyada büyük acılar yaşandı. Fransızlar, Türklerin ve Müslüman halkların yaşadıkları acıları bilmiyor. I. Dünya Savaşı'nda biz 1,6 milyon kişi kaybettik. Ama Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sürecinde Türklerin 2,5 milyon kaybı olduğunu Fransa'da kimse bilmiyor. Bunu anlatmak lazım." diyor.


 

Ermeni meselesinin sadece 1915'e bakılarak anlaşılamayacağına dikkat çeken Fransız Büyükelçi, daha geniş bir coğrafyada daha geniş bir dönemin incelenmesini istiyor. 1878'den itibaren Türklerin Kafkaslar ve Balkanlar'dan yavaş yavaş kovulduğunu ve sadece Balkanlar'dan 1 milyondan fazla insanın sürgün edildiğini hatırlatıyor. Bu sırada 100 binden fazla kayıp vakasının yaşandığını vurgulayan Bili, Hollandalı tarihçi Zürcher'in kitabını okuduktan sonra Ermenilerin bu hatalar sonunda hesap ödemek zorunda kaldığını anladığını söylüyor. İyi derecede Türkçe bilen Fransız Sefir, Ankara'da kalması halinde yapmayı planladığı projesini de Zaman'la paylaştı: "Fransa'daki Ermeni kökenli vatandaşlarımızı Türkiye'ye davet etmek istiyorum. Türkiye o kadar değişti ki; bunu bilmiyorlar. Onları bu yeni Türkiye ile tanıştırmak istiyorum. Belki biz Fransız diplomatlar olarak yeterli çalışmadık, değişimi aktarmakta."

Yaşanan gerginliğe dikkat çeken Büyükelçi Bili, "Misyonumun devam edip etmeyeceğinden emin değilim." diyerek, iki ülke ilişkilerinin seviyesinin düşme riskine dikkat çekiyor. Ardından şu mesajı veriyor: "I. Dünya Savaşı'ndan beri hiçbir zaman bir Fransız büyükelçi kalıcı şekilde kovulmamıştı. Her şeye rağmen bu yasa uygunsuz olabilir ama aşırı bir tepki göstermeye değmez. Fransa'da bu tip yasaların uygunluğu üzerine çok tartışılıyor. Bağları koparmak, yarının dünyasını inşa etmek için en iyi yol olmayacak."

Ermeni meselesiyle ilgili projelerini sorduğumuzda ise Büyükelçi Bili, orijinal bir öneride bulunuyor: "Fransa'daki Ermeni kökenli vatandaşlarımızı Türkiye'ye davet etmek istiyorum. Türkiye o kadar değişti ki; bunu bilmiyorlar. Onları bu yeni Türkiye ile tanıştırmak istiyorum. Belki biz Fransız diplomatlar olarak yeterli çalışmadık, değişimi aktarmakta. Biraz 'Unutalım bu konuyu' gibi yaptık ama bunu unutmak mümkün değil. Bir çözüm bulabilirsek Türkiye'nin Ermeni diasporası ile yakınlaşması için, bu konuyu unutmaktan çok daha faydalı olabilir. Devam edebilirsem; Türk tarafı da kabul ederse böyle bir şey faydalı olabilir." Bili, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a danışmanlık yaparken Kafkas dosyasını takip etmiş. Ermeni diasporasını da yakından tanıyor. Fransa'daki Ermenilere şöyle sesleniyor: "Buraya gelin, bakın, tanıyın, bir Türk ile konuşun. Bugünkü Türkiye tarihi serbestlik stratejisi kullanmak isteyebilir. Yaklaşmak, diyalog yani. Bu böyle devam etmez. Yeni yasa çıkıyor. Başka şey geliyor. Bunu çözme zamanı geldi."

Siyaset atmosferi çok değişmiş

1995-1999 yılları arasında da Türkiye'de görev yapan Bili, 12 sene sonra Türkiye'de büyük değişiklikler gözlemlediğinin altını çizdi. Özellikle 2006-2011 arasında Türkiye'nin zenginleştiğini kaydeden Bili, "En önemli değişim, siyaset atmosferi ve özgürlükçü düşünce konusunda. 90'lardan bugüne büyük bir farklılık hissettim. Kürt meselesi hakkında her şey çok açık bir şekilde konuşuluyor. 1992'de Türkiye'ye ziyarete geldiğimde Dışişleri'nde bir yemeğe katıldık. Fransız diplomat, Kürt meselesi hakkında bir soru sordu. Türk tarafından "Türkiye'de Kürt yok ki" cevabı geldi. Biz şaşırdık çünkü Güneydoğu'da bu dönemde şiddet vardı." değerlendirmesinde bulundu.

Laiklik konusunun Eskiden Türkiye'de "din karşıtlığı" olarak algılandığını ifade eden Fransız diplomat, "90'larda Türkiye'deki laiklik, Fransa'nın 1905'leri gibi. Bu devirde Fransa'da laiklik, din karşıtı gibi algılanıyordu. Başbakan Erdoğan'ın El Ezher'de yaptığı konuşma, Fransız laiklik kavramına çok daha yakın bir tanım. 'Bir Yiğit Vardı' kitabında okudum. Adnan Menderes, ezanın yeniden Arapça okunmaya başlamasını anlatırken 'Bizim gibi laik bir ülke olan Fransa'da çanları çalabiliyorlar.' diyor. Küçük ama önemli bir ayrıntı." diyor.

'AKP gelirse laiklik gider' korkusu yıkıldı

Büyükelçi Bili, değişen siyasî atmosferi ise önemli bir örnekle açıklıyor: "Bir de buradayken Refah hükümeti iktidara geldi. Türkiye'de siyaset hayatında inanılmaz bir gerginlik vardı. Bu, biraz laiklikle ilgili ama aynı zamanda askerin rolü ile ilgili bir şey. 2001'den beri bu gerginlik biraz azaldı. AKP, bir hükümet kültürü ve güçlü lideri olan bir parti. İktidara geldiği zaman AB sürecini kullanarak yavaş yavaş bu gerginlik sakinleşti. Daha normal bir demokrasi oluştu Türkiye'de. Fransa'da 1981'de Sosyalistler ilk defa iktidara geldiler. Bu dönem oldukça önemli oldu. Çünkü 1981'e kadar Fransa'da 'Komünistler gelirse demokrasi bitecek' düşüncesi vardı. Sosyalistlerin iktidar olmasıyla komünizmin gelmeyeceği görüldü. Bu düşünce kırıldı."

 

Fransız sefir, Türkiye'deki benzer kırılmayı ise şöyle izah ediyor: "O dönemde bazı kesimlerde AKP gibi bir parti iktidara gelirse laikliğin elden gideceği düşüncesi vardı. 'Yeni bir darbe gelebilir' düşüncesi vardı. AKP'nin iktidara gelmesiyle bu korku yıkıldı. 1997'deki postmodern darbenin arkasında böyle bir düşünce var. 2002 seçimlerindeki başarılı tercihten sonra bu tür düşünceler bence bitti." Fransız Büyükelçi Bili, Türkiye'yi yakından tanımak için biyografi kitaplarına önem verdiğini ve bunlardan çok faydalandığını anlatıyor. Bunlara iki tane örnek veriyor. İlki Hüseyin Besli ve Ömer Özbay'ın yazdığı "Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan", ikincisi ise Erdal Şen'in kaleme aldığı Adnan Menderes'i anlatan "Bir Yiğit Vardı". Bu kitaplardan çok önemli bilgiler aldığını kaydeden Büyükelçi Bili, bunları özellikle yabancılara tavsiye ediyor: "Türkiye'yi anlamak için bu kitaplar önemli."
 

Florida Ön Seçimlerinin Galibi Mitt Romney

Turk Avenue - Amerikan Başkanlık yarışında Cumhuriyetçi adaylar arasındaki ön seçim yarışında heyecan giderek artıyor. Mitt Romney, Florida'daki ön seçimleri açık ara farkla kazandı. Massachusetts eski Valisi Romney yüzde 46 oy aldığı ön seçimde yüzde 32 oy alan Gingrich'i geride bıraktı. Ön seçimlerde Rick Santorum üçüncü ve Ron Paul ise dördüncü oldu.

Gingrich, kampanyaya devam edeceğini açıklarken, Kongre üyesi Ron Paul Florida'daki seçimlerde ağır yara aldı. Cumhuriyetçi Parti'den başkanlık için yarışan adayın 1144 delegenin desteğini alması gerekiyor. Romney şu ana kadar yapılan ön seçimlerde 84 delege kazandı. Seçimlerde Gingrich 27, Ron Paul 10, Santorum 8 delegeye sahip.

Gingrich seçimden sonra yaptığı açıklamada 46 eyalet daha olduğunu ve sonuna kadar yarışa devam edeceğini açıkladı. Florida'da Romney, Cumhuriyetçi kayıtlı seçmenden 765,986 oy aldı. Gingrich ön seçimde 526,449 oy aldı.

4 Şubat'ta Nevada'da yarışacak adaylar, Cumhuriyetçi adayların oylarını almak için yarışacak. 7 Şubat'ta ön seçimler Colorado , Minnesota, Missouri eyaletlerinde devam edecek.




 

Sayfa 1 / 88

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »