Dr. Öz: Kestirmeden Köşeyi Dönmedim

Pazar, 15 Şubat 2015 11:23 Facebook'ta Paylaş

Oz LisaDünyanın en ünlü doktoru o... Her bir önerisi milyonlarca insana ulaşıyor. İsmi ‘sağlıklı yaşam’la eşanlamlı hale geldi. Hürriyet Pazar yazarı Mehmet Öz, buraya bir günde ulaşmadığını, kariyerini, biraz şansın biraz da Oprah Winfrey’in yardımıyla adım adım ördüğünü anlatıyor, son yıllarda giderek yoğunlaşan eleştirilere cevap veriyor ve bu sene en fazla neye dikkat etmemiz gerektiği konusunda uyarıyor.



İnsanlar Türkiye’den bakıp hep aynı soruyu soruyor: Nasıl başardı?
Kolay gibi görünebilir ama hiç de öyle kestirmeden dönmedim köşeyi. 25 yıl köpek gibi çalışıyorsun, sonra bir gecede şöhret oluyorsun. Herkesin gözü o bir gecede neler olduğunda. 25 yıl hemen yok sayılıyor.

Bayılırız tabii ‘köşeyi dönme’ vakalarına...
Açık konuşayım: Benim değil bu işin PR’ını yapan arkadaşım ve ekibinin başarısı bu. PR’dan kastım, öyle gazetelere, televizyon programlarına çıkmak değil tabii. Doğru algı yaratmak, iyi bir planla düzgün bir şekilde ilerlemek.

New York’a taşınmanız da bu büyük planın bir parçası mıydı?
Hayır. Önce Harvard’daydım, sonra Philadelphia’da... Mutluydum oralarda. New York soğuk geliyordu bana. Eşim çok istedi. Bir göz damlası reklamında oynuyordu o zamanlar.

Yani hiç mi istemediniz şu an yaşadığınız bu ‘Amerikan Rüyası’nı?
Hayalim, planım bu değildi. Böyle bir hırsım olsa zaten bunlar gerçekleşmezdi, Oprah [ABD’li ünlü talk-show’cu Oprah Winfrey] da bu kadar yardımcı olmazdı.

Neden?
Milyonlarca insan resmen kapısında bekliyor Oprah’nın. Ellerinden tutsun, hayatlarını değiştirsin diye. İşin sırrı samimi olmak bence. O da ben onun programına çıktıkça insanların sağlık konusunda ne kadar meraklı, ilgili olduğunu gördü. Seyircilerin sağlığa merakı, benim yolumu açtı. Kendi hırsımla yürüyen bir başarı değil bu.
Oz Oprah
O zamanlar aklınızdan geçiyor muydu bu şovlar, konuklar?
Hiç. Sıfır. Cerrahlık hayatım, bugünden çok farklıydı tabii. Bütün gün hastanede, ameliyathanede, bir elimde makas, hep operasyon... Kalp aç, damarları genişlet... Bugünkü durumda eşim Lisa’nın payı var biraz. Onun aklı daha iyi çalışır bu şov işlerine. Aktrislik de yaptı zamanında. Aslında her konuda benden daha akıllıdır ya, neyse... 13 bölümlük bir belgesel hazırladık Discovery Channel’a. Benim ameliyat vakalarımdan faydalanarak insan vücudunu anlatan bir sağlık belgeseliydi. Ve ilk konuğum kimdi biliyor musun? Oprah!

Öz’ün televizyon kariyeri efsane talk-show programcısı Oprah Winfrey’in şovuna çıkmasıyla uçuşa geçti. Bu birliktelik Oprah’nın reytinglerine de yaradı; beraber 92 program yaptılar.

Nasıl oldu bu, tanışır mıydınız?
İnan, nasıl oldu hiç bilmiyorum. Hâlâ da düşünüyorum neden geldiğini, neden yardım ettiğini... Onun en yakın arkadaşı Gale’i tanıyordum. Yarım saat diye geldi, iki saat kaldı. Sonra o beni programınıa davet etti.

Ve kısa sürede onun programının bir paçası haline geldiniz...
Tam 92 kez çıktım programına!

Oprah’dan ne öğrendiniz?
Değişim, bilmekle değil hissetmekle başlar. Şu an bu yazıyı okuyan neredeyse herkes aslında sağlığı için neyin doğru olduğunu çok iyi biliyor. Ama yapmıyorlar, orası ayrı. Bilgi vermek yetmez, hissettirmek lazım. Kural bu.

Formülü ne?
İnsanlara gerçek hayatlar anlatmak. Konu mesela ölüm korkusuysa, programa bir ay ömrü kalmış birini çıkarıp bu konuyu onunla anlatmak. Ya da kalp ameliyatlarını, çok riskli bir kalp ameliyatını atlatmış birinin hikâyesiyle aktarmak.

Şimdi de Oprah’nın yolundan, izinden gidiyorsunuz...
Tabii ki. Yüzde yüz. O ne yapıyorsa aynısını yaptım. Sadece sağlık çerçevesinden ele aldım. Ama format aynı.

O, Amerikalıların gözünde Tanrı katında bir kadın... Sihri ne?
Bundan 10 sene evvel sıradan bir gündüz kuşağı programı yapıyordu. Bir anda her şeyden vazgeçti. “İnsanlara iyi gelecek, iyileştirecek bir şey yapmak istiyorum” dedi. Dokunduğuna iyi geldi. Yetmedi, insanların başarı hikâyelerini milyonlarla paylaşmasını sağladı. Kısa sürede bu bir zincire dönüştü. Şimdi papaz gibi şehir şehir dolaşıyor, vaazlar veriyor. Sorusu basitti: İyi bir insan olmak için ne yapman lazım?

Dr Oz1CAN DOSTUM HUGH JACKMAN
Mehmet Öz, kariyer planlamasında ona çok destek veren eşi Lisa’yla 1985’te evlendi. Çiftin dört çocuğu var. ‘Dr.Oz Show’, ABD’de altı yıldır ekranda. Ve son yıllarda ünlü konukların da artmasıyla başka bir ‘şova’ dönüştü sanki... Seyircisi çok genişledi. Eskiden sadece sağlıkla ilgili konuları takip edenler izlerdi. Şimdi ‘genel izleyiciye’ ulaşıyor. Bunda da ‘A-list’ (en ünlü yıldızlar) konukların etkisi büyük tabii.

Bir tür strateji değişikliği mi bu? Daha da ‘büyük’ bir marka olmaya giden adımlar mı?
Her şey zamanla kendiliğinden gelişiyor. Bazı durumlar o kadar hızlı şekilleniyor ki sen bile önüne geçemiyorsun, kontrol edemiyorsun. Şov böyle bir kırılma noktasına geldi zamanla. Bu yıldızlar ilk iki-üç sezon onlar istese de çıkamazlardı şova.

Neden?
Tamamen stratejik sebepler. Barbra Streisand mesela... Çok yakın dostumdur. Ona kalsa ilk bölümden gelirdi programa. Ama ekibi izin vermedi. En az iki üç sezon bir FBI ajanı gibi izliyorlar seni. Konuğuna nasıl davranıyorsun, neler soruyorsun, senin programına çıkması onun hayranlarında nasıl bir etki yaratıyor vs.

Başka kimler var burada dostum diye sayabileceğiniz?
Hugh Jackman aynı şekilde. Ailece görüşürüz. Stüdyoya gelir, izleyiciler arasına oturur, şovu seyreder. Ama o da ancak haftaya konuk olarak çıkabilecek. Şimdi, İstanbul’a hazırlıyoruz onu. [Hugh Jackman, 17-20 Mart tarihleri arasında İstanbul’da konser verecek]. Çok güzel, uzun bir program yaptım ona. Gidilecek restoranlar, denenecek yemekler...

Takılmayacak mısınız peşine?

Çok sık ailece tatile çıkarız beraber. Fakat bu sefer takvimler uymadı. Annemi babamı davet etti ama. Gidip izleyecekler şovunu.

İLK ÜNLÜM CHARLIE SHEEN'Dİ
Şovunuz Hollywood ünlüleriyle doldukça, mesajlarınızın ciddiyeti biraz azalıyor olabilir mi?
Sadece son çıkan filmlerini, kitaplarını konuşmuyoruz ki... Projelerinin reklamını yaptıkları bir yer değil burası. Evet, onlar da konuşuluyor ama konumuz sağlık. Her konukta, yaşadığı sağlık sorunuyla beraber, o konuyu da işlemiş oluyoruz.

Mehmet Öz’ün dünyanın dört bir yanında yayınlanan sağlık şovu ‘The Dr. Oz Show’, Hollywood’un en ünlü isimlerini ağırlamasıyla da tanınıyor.  Jennifer Aniston dublörünün kronik ağrıları için çare sormuştu.

Oz AnistonJennifer Aniston’ın ne derdi varmış mesela?
Yıllardır filmlerinde dublörü olarak çalışan kadın, aynı zamanda yakın arkadaşı, bir trafik kazası geçiriyor ve belinde kronik bir ağrı kalıyor. Jennifer’ın son filmi ‘Cake’ de bununla ilgili. Geldiği gün, kronik ağrıları işledik.

Programınıza çıkmayı kabul eden ilk ünlü kimdi?
İnanmayacaksın ama Charlie Sheen!

Eyvah!
Eğlenceliydi ama. Programın sonunda çok önemli bir şey şöyledi: “Bu bir şov değil; bir tedavi seansı, iyileşme seansı. Sadece izleyiciler için değil, konuklar için de!”

Şov dünyasında Oprah’ya konuk olmanın karşılığı şu: Kariyerin kötü mü gidiyor, skandalın mı patladı, Çık Oprah’ya, bir şeyler itiraf et, o da sırtını sıvazlasın, şefkatiyle seni aklasın, paklasın... “Söz konusu sağlıklı yaşam olunca da benzeri bir ‘imaj parlatma’ için Dr. Oz Show’a çıkılıyor” deniyor...
Evet, biraz öyle bir algı oluşmaya başladı. Bence bir mahzuru yok. Jennifer Lopez geldi mesela geçenlerde. Nasıl kilo verdiğini, hangi diyeti yaptığını konuştuk ve sağlıklı diyet planları üzerine izleyicileri bilinçlendirdik. Ne güzel işte!

DEMEK Kİ TÜRKİYE KENDİSİNE BU HÜKÜMETİ YAKIŞTIRIYOR
Mehmet Öz’e göre mutlu yaşamın, iyi yaşlanmanın sırrı yogada. Programlarında yoga ve meditasyon konularını sık sık işleyen Öz, birkaç sezon önce izleyicileri için özel yoga seansları da düzenlemişti.

İstanbul’u özlüyor musunuz?
Çok. En çok da neye üzülüyorum biliyor musunuz? İstanbul’da yaşayanlar İstanbul’un kıymetini bilmiyor. Sürekli didişme halinde. Oysa dünyanın en büyüleyici şehri orası. Sadece ben değil, bütün dünya yıldızları söylüyor bunu. Ama işte bazı şeylerin asıl kıymetini uzaktayken anlıyorsun.

Bir gün döner misiniz?

Hayatımın dörtte birini İstanbul’da geçirdim zaten. Okul zamanı tatilden hep en geç dönen ben olurdum. İstanbul’u hiç bırakmak istemezdim.

“Türkiye’yi tanıttı/tanıtamadı” baskısı var mı?

Ahmet Ertegün’ün kurduğu bir Türk vakfı var burda. O vakfın içinde gayet faal çalışıyorum. Ama bu lobiler, öyle kişisel gayretlerle oluşacak değil. Özellikle politik ilişkilerini sıcak ve taze tutmak için çok para akıtman, harcaman lazım.
Oz Yoga
Nasıl olacak?

Sen onların filanca koluna destek olacaksın ki onlar da senin yanında olsun. Bu kadar basit.

Ankara’nın genel politikası, çıkışları ABD’de nasıl yankılanıyor?
Burada bir söylem var: Her toplum, hak ettiği hükümet tarafından yönetilir. Demokrasinin ilk kuralı bu. Demek ki bugünkü Türkiye, kendisine böyle bir hükümeti uygun buluyor, yakıştırıyor. Algı bu.

HAFTANIN BİR GÜNÜ MUTLAKA HASTANEDEYİM
Çok özlüyorum ameliyat odalarını. Ne olursa olsun her perşembe tüm günü hastanede geçiriyorum. Hastalarımı görüyorum, ameliyatlarımı yapıyorum. Eskiden yılda 500’den fazla ameliyat yapardım. Şimdi saysan 100’ü geçmez.

BU SUÇLAMALARIN GELECEĞİ BELLİYDİ
Ekranlarda bir Hollywood yıldızı havasında büyüyüp, popüler oldukça ‘doktorluk’ kimliğiniz daha çok sorgulanır oldu...
Eh, çok normal. Oprah beni uyarmıştı zaten. Şöhret döngüsü bu. Bir noktaya eriştikten sonra eleştiriler, suçlamalar başlıyor. Bekliyordum.

Ama bu pek öyle ünlüler arası atışmalara ya da bildiğimiz polemiklere benzemiyor. Eleştirilerin kaynağı gayet akademik, British Medical Journal...
O araştırma sonuçları aslında şunları söylüyor: Bugün bizim şov ve benzeri sağlık programlarında ara ara telaffuz ettiğimiz, halk arasında da yaygın kullanılan “Grip olduğunda eve git, yat dinlen”, “Hapşırırken ağzınızı elinizle değil kolunuzla kapayın ki el sıkışırken virüs bulaşmasın” gibi sağlık tavsiyelerinin hiçbir bilimsel kanıtı yok. Bu cümleleri sarf eden ben değilim ki... Herkes söylüyor bunları. Benim şovu örnek olarak verdiler. Açtılar, özür bile dilediler sonra. Şimdi bu odanın ne kadar güzel olduğundan bahsetsen kimin ilgisini çeker ki? Ama ortalıkta kirli bir çamaşır gördüğünü yazsan bak o zaman neler oluyor! Bu hikâye de öyle. Takılacak bir durum yok

Bir doktor olarak hak veriyor musunuz çıkışlarına?
Tabii ki... Tıp mezunu 10 kişilik bir araştırma ekibim var. Her program için bu ekip tarafından özel olarak senaryo yazılıyor. Bak bunlar tıp okulundan onaylı, bugünkü çekim için hazırlanmış diyaloglarım..

Sırf bu da değil. Sık sık tanıttığınız yeşil kahve çekirdeği özünden yapılmış diyet hapları, bilimsel gerçeklikten uzak çıktı. Üreticiler milyon dolarlık ceza yedi. Siz de kalktınız, bu ilaç nedeniyle Senato’da ifade vermek zorunda kaldınız...

İlaçların, ürünlerin reklamını yapmamla suçluyorlar. Böyle bir şey yok. Bunu yapmak zaten yasak. Kanun böyle diyor. O haplarla ilgili işin aslı şu: Bu adamlar, programıma çıkıp bu diyet haplarından bahsettiler. İki hafta sonra hemen bir şirket kurup, adımı kullanarak ‘Dr.Oz’da gördüğünüz haplar’ sloganıyla satışa başladılar; milyar dolarlık ciro yaptılar. Benim hiçbir alakam yok. Ben de Oprah da kaç kere dava açtık, ama nafile...

BU SENENİN ÖĞÜDÜ: MİKROPLARINIZLA BARIŞIN
Sağlıkta bu yılın sıcak gündeminde ne var?

Bakteri ve bağırsak sağlığı... Bunun üzerine yeni araştırmalar yapıldı. Sonuçlarını herkesin anlayacağı şekilde işleyip insanları bilinçlendirmeye çalışıyoruz.

Mesela...
“Mikroplarınızı sevin” diyoruz. Bağırsakta bulunan mikrop seviyesi hücreden on kat daha fazla. Yemeği aslında biz değil mikroplar hazmediyor. Bağırsağa ihtiyacımız olan bakteriyi, mikrobu yüklemeliyiz. Bunun da en iyi yolu bol bol yoğurt yemek. Her yoğurt değil ama! Türk yoğurdu olacak mutlaka!
Oz Magazine
Zaten ‘Yunan yoğurdu’ deseydiniz milletin tam damarına basacaktınız!
ABD’de en büyük yoğurt üreticisi Türk ama yoğurduna ‘Greek Yogurt’ diyor. Çünkü şöyle bir teknik fark var: Yunan yoğurdu daha kalın, daha kıvamlı. Görünüşü biraz kaymak gibi.

Bizim bildiğimiz yoğurt değil yani!
Ama yine de Türk yerine Yunan yoğurdu dediğinizde topa tutuyorlar sizi...
Yahu, kaç programda üstüne basa basa söyledim ‘Türk yoğurdu’ diye! ABD’de bu yoğurt işinin arkasında milyar dolarlık bir yatırım ve lobi var.

Çağın yeni hastalığı ne?

Ağrıkesicilere bağımlılık. Yüksek dozda ağrıkesicilere ulaşım daha kolay artık. Ve son yıllarda kullanımı korkutucu derecede artmış durumda. Çoğu insan farkında olmadan ağrıkesicilerine bağımlı halde yaşıyor. Bu, çok tehlikeli.

Peki çözüm ne?
Herhangi bir ağrıda hemen ağrıkesiciye başvurmamalı, biraz izleyip beklemeli. Ağrı devam ediyorsa mutlaka doktor kontrolünde alınmalı; o da yedi günü geçmemeli.

Bir hafta geçti, fakat ağrı dinmedi diyelim...
Doktora başvurun. Fakat sakın aynı ağrıkesicileri bir haftadan fazla kullanmayın. Şimdi dinmeyen ağrılar için farklı yöntemler deneniyor. Marihuana da bunlardan biri

ABD’de gündem bu. Siz de yasallaşmasını, yayılmasını destekliyor musunuz?
Bazı durumlarda evet. Hastanın durumuna göre çok faydası olabiliyor.  Bazı tedavilerde kullanılan ilaçların zararı ve uyuşturucu etkisi inanın çok daha ağır. Tabii ki gençlere tavsiye edecek halim yok. Bağımlılık yapıyor sonuçta. Ama iştahı kaçmış, ağrısı olan 70 yaşındaki kanser hastası birine verilecek en iyi ilaç marihuana

Türkiye’de de kullanımı yasallaşmalı mı?
Tabii ki yasallaşmalı. Bakın, sakıncaları anlıyorum. Ama sokakta kullanılmasını engelleyecek şekilde yasallaştırıp bir şekilde tıbbi olarak kullanılmalı. Bazı yaşlı hastalara, tedavi amaçlı marihuana vermeyerek aslında onlara büyük kötülük yapıyoruz. Özellikle de kanser hastalarına...

İYİ YAŞA, SAĞLIĞIN ZATEN YERİNDE OLUR
Şovun yanı sıra  bir de yeni sağlık dergimiz var. Adı, ‘The Good Life.’ İyi yaşamak, her şeyden daha mühim. İyi yaşa, sağlığın zaten yerinde olur! Pahalı ve organik bir hayat tarzından bahsetmiyorum. Bodrum’u düşün mesela. Havası lokum. Domatesi güzel. Balığı nefis. Sabah yürü, öğlen yüz, akşam dalından meyve ye. Al sana şahane, mükemmel, ideal bir hayat! Cebinde beş kuruş bile olsa, yine de yapabilirsin bunu.

KENDİMİ HEP FRENLEMEM, BEN DE PASTA YİYORUM
Herkesin gözü yediğinizde, içtiğinizde... Ağız tadıyla bir kebap yedirmiyorlardır şimdi size.
İşte görüyorsun ne yediğimi. Salata, yoğurt, meyve...

En son ne zaman pizza yediniz?
O kadar değil tabii! Bir doğum günü partisine gittiğimde tabii ki herkes gibi ben de pasta yiyorum mesela. Kendimi çok tutmuyorum.

New York Times’dan Frank Bruni “Hayatımda gördüğüm en zevksiz yemek yiyen kişi” diye yazmıştı hakkınızda...
Cevizlerimi, bademlerimi yemeden önce bir bardak suyun içine koyarım. O kuruluk biraz gitsin diye.  Bruni de görmüş suyun içinde yüzen bademleri, cevizleri “Zevksizsin. Yemek yemeği bilmiyorsun” diyor. (Ali Tufan Koç -Hurriyet, Kelebek)