Amerikalı Türklerin Ulusal Hazinesi: Dr. Zeki Uygur

Cuma, 27 Kasım 2009 21:46 Facebook'ta Paylaş
ABD’ye göç eden her göçmen millet içinde, kendisini ülkesinin insanına adamış kişiler vardır. Onların dertleri ile dertlenir, hüznü ile hüzünlenirler. Bir karşılık beklemeksizin insanların yardımlarına koşarlar. Kapitalist sistemde parayı değil, kendi insanına yardımı esas alırlar. Belki sistemin çarklarına kendilerini kaptırsalar, onlar da diğer meslektaşları gibi milyon dolarlar kazanıp rahat ve sıkıntısız bir hayat sürerler. Ancak onlar paranın sıcak yüzünü değil, insanların kalplerini kazanmayı tercih ederler. Herhangi bir işadamı örgütünün yıllık galasına bir kaç bin dolar bağışta bulunup karşılığında “Lifetime Achivement Award” ödülü almak gibi ucuzluklara kaçmazlar. Medyaya yerli yersiz konuşmaz, boy boy resim çektirmekten hoşlanmazlar.

New York’ta her Türk’ün adından hürmet, saygı ve minnetle bahsettiği Doktor Zeki Uygur da, kendini ülkesinin insanlarına adamış isimlerden biri. ABD’de yaşayan Türklerin ulusal hazinesi, İstanbul beyefendisi bu önemli şahsı anlatmak bir boyun borcu. Dr. Uygur’un yakın arkadaşları ve dostları Dr. Uygur’u anlattı. Onlar anlattıkça Türklerin New York’ta nasıl bir hazineye sahip olduğunu daha yakından öğrenme fırsatı bulduk.

BAHRİYE SUBAYIYDI
Dr. Zeki Uygur hayatı ile detayları Türk Kültür Merkezi’nde kendisine ait resim sergisi açılışı sırasında New York’ta Nisan 2007’de yaptığı konuşmada kısaca şöyle anlatıyordu:

1950 yılında Ankara Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Deniz Kuvvetleri’nde subaydı. Atatürk’ün gemisi Savarona’da dahil olmak üzere 3.5 yıl Türk donanmasına ait gemilerde doktor olarak görev yaptı. 1952 yılında "Gaziantep" muhribinde üsteğmen rütbesiyle filotilla tabipliği yaparken, üç adet mayındöker gemisini teslim almak üzere 200 kişilik bir ekiple birlikte ABD'ye gönderildi.

Gemi Staten Island’a yanaşacağı sırada gemideki askerden biri düşüp başından yaralandı. Dr. Uygur, yaralı asker ile New York’ta hastane hastane dolaşıp tedavi olmasına yardımcı oldu. Ertesi gün askerin sağlıklı bir şekilde kendine gelmesi, ihtisas alanını beyin cerrahı olarak seçmesine vesile oldu. ABD’de yaklaşık 3.5 ay zaman geçiren Dr. Uygur, ABD’de görevi tamamladıktan sonra İstanbul’a, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ndeki işine döndü.

1954-57 yılları arasında Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde genel cerrahi uzmanlığı eğitimini tamamladı. Akademide uzman müşavir olarak çalışırken, hocası Prof. Dr. Recai Ergüder'in ısrarlı girişimleriyle, bir süre sonra yeniden ABD'ye gönderildi. St. Albans Deniz Hastanesi'nde eğitim gördü. Eğitimini tamamlamaya fırsat bulamadı çünkü Genelkurmay Mart 1960’da yurt dışına eğitim amaçlı gönderilen tüm askeri öğrencilerin Türkiye’ye dönmesi yönünde karar aldı. Gülhane Askerî Tıp Akademisi kadrosundaki görevine ikinci kez geri döndü.

Türkiye’nin ilk asker darbesi olan 27 Mayıs 1960 ihtilaline tanıklık etti. Hatta darbeyi gerçekleştiren 38 subaydan 30’unu Gülhane’de doktor olarak çalıştığı dönemden tanıyordu. Darbeden sonra 1961 yılında beyin cerrahi eğitimine devam etmek üzere Iowa Üniversitesi’ne gönderildi. Beyin cerrahi ihtisasını 1965’te bitirdi.

Hayali Türkiye’ye geri dönüp Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde beyin cerrahi bölümünü açmaktı. Kendisine ısrarla ABD’de kalmasını isteyen hocasının tavsiyesini dinlemedi. “Ben 2 yıl Atina Üniversitesi’nde ziyaretçi profesör olarak ders verdim. Sizin birbirinizden farkınız yok, yapamazsınız,” sözüne kızdı. 1965 yılında Türkiye’ye geri döndü. Gülhane’de beyin cerrahi bölümü bir başka arkadaşı tarafından hizmete açıldığı için İstanbul Kasımpaşa Hastanesi beyin cerrahisi bölümünde göreve başladı.

Dört yıl süreyle Kasımpaşa’da çalışan Uygur, 1969 yılında tabip albay rütbesiyle deniz kuvvetlerinden emekli oldu. Sonra da New York’a göç etti. Göç ettiği ilk günden itibaren de doktora ihtiyacı olan herkesin özellikle de Türklerin yardımına koşmayı kendisine görev bildi. 

HALA PARA ALMIYOR
Baktığı Türk hastalardan para almaması ile bilinen Dr. Uygur uzun yıllar Brooklyn’de hasta baktı. Şimdi ise Manhattan Midtown’da hafta 2-3 gün hasta bakıyor. Dr. Uygur’u 20 yıldır tanıyan ve yaklaşık bir yıldır aynı ofisi paylaşan Avukat Cahit Akbulut, doktorun hala Türk hastalardan  para talep etmemesinden yakınıyor. “Parası olmayandan para almıyor ancak parası olan da vermeyince,‘bari bizim sekreter para işini halletsin’ diyorum,” diye konuşuyor. 

Zeki Uygur’u deyince nasıl bir insan profili aklınıza geliyor sorusuna, Akbulut, “Mükemmel bir insan. Maddiyata değil insanların can sağlığına önem veren örnek bir insan,” diyor.

YOUNG TURKS GRUBU
Dr. Uygur 40 yıldan beri New York’ta aksatmadan toplandığı bir arkadaş grubu var. Kendilerine “Young Turks” adını veriyorlar. Grubun kurucuları Dr. Zeki Uygur’la birlikte gazeteci Doğan Uluç ve Sinan Korle. Grup üyeleri bu kadar zamandır aksamaksızın toplanmalarının üç sihri olduğuna inanıyor. Biri politika konuşulmaması, ikincisi din konusuna girilmemesi, üçüncüsü ise eşlerin davet edilmemesi. Her toplantıya yaklaşık 30’a yakın kişi katılıyor.

Young Turks toplantılarında vatan ve millet sevgisine vurgu yapan şiirler de okuyan Dr. Uygur, toplantılardan birinde Türk toplumuna yaptığı katkılar nedeniyle dostları tarafından bir teşekkür plaketi ile de ödüllendirildi.

AMELİYAT YAPMIYOR
2005 yılında ameliyatlara girmeyi bırakan Dr. Uygur’un en büyük duası ise doktor ile hasta arasında para ilişkisinin bir gün kaldırılması. “Biz doktorlar paramızı kendimiz düşünmeyelim de başkaları düşünsün,” diyor.
Dr. Uygur’u 35 yıldan beri tanıyan dostu Mehmet Güven, “Eğer Zeki Uygur paraya önem veren biri olsaydı, bugün ABD’de milyoner olurdu ama para hiç bir zaman onun için ilk sırada olmadı,” diye konuşuyor. Güven, 1974’te ABD’ye geldiğinde avucuna tutuşturulan kağıtta iki isim yazdığını, birinin Dr. Uygur olduğunu söylüyor. Türkiye’nin New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’nden emekli olan Mehmet Güven, 40 yıla yakındır tanıdığı Dr. Uygur hakkında kötü söz söyleyen tek bir kişiye rastlamadığını söylüyor.

“SONUCA BAK, ADAM İYİ Mİ?”
Mehmet Güven’in Dr. Zeki Uygur ile ilgili tanık olduğu unutamadığı bir anısı var: 1980’li yıllarda konsoloslukta polis olarak görev yapan Yavuz isimli bir polisin çocuğunun kalıcı bir rahatsızlığı vardır ve tedaviye ihtiyaç duyar. Çocuk Dr. Zeki Uygur’a getirilir. Tedaviyi gerçekleştiren Dr. Uygur, başka tedavi ve tetkikler için çocuğu başka doktorlara sevk eder. Diğer doktorların gönderdiği faturaların da kendisine iletilmesini ister. Kendi yaptığı tedavinin parasını almadığı gibi, doktorlardan gelen faturaları da kendi cebinden öder. Çocuk son olarak tedavisinin yapılacağı hastaneye sevk edilirken de, Dr. Uygur babasına zarf içinde para vererek, “Tedavisinde bizim de bir katkımız olsun,” der. Tanık olduğu bu anıyı anlatırken hala göz yaşlarını tutamayan Mehmet Güven, Dr. Uygur’un iyi niyetinin suistimale uğrasa da kimse hakkında kötü bir söz söylemediğinin altını çiziyor. Güven, “Para almıyorsan ama onlar senin iyi niyetini suistimal ediyor,” denildiğinde, Uygur’un verdiği cevabın hep aynı olduğunu söylüyor. “Sen sonuca bak, adam iyileşti mi?”

RESİM SERGİSİ AÇTI
Dr. Uygur’u anlatan arkadaşları sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olduğuna vurgu yapıyor. Maçları kaçırmamaya gayret ediyor. Bir başka tutkusu ise resim. New York’un Long Island bölgesinde yaşayan Dr. Uygur, evi ile işi arasında trenle yolculuk yaparken çizdiği resimleri değişik zamanlarda New York’ta sergiledi. Son sergisini Nisan 2007’de açtı. Serginin açılışında yaptığı konuşmasında, “100 ameliyat da yapsam bir sonraki yapacağım ameliyatı hep ilk kez ameliyat yapıyormuş endişesi içinde yapardım. Ameliyatı yapmakla bitmiyor iş. Beyin cerrahisinde en büyük önemli kısım ameliyat sonrası 24 – 48 saatlik kısımdır. Yaptığım resimler ameliyattan sonra beynimi rahatlatması için çizdiklerimden oluşuyor,” diyor.

1974 yılında resim yapmaya başlayan Dr. Uygur, hepsini trende yaptığı resimlerden binin üzerinde eser ortaya çıkardı. Ameliyattan sonra hastanın nasıl olduğu sorusu hep aklını kurcalardı. Gece doktorlardan hastanın iyi olduğuna dair bilgi alsa da, her sabah hastaneye girdiğinde uğur olması açısından, sağ ayakla mı, sol ayakla mı hastaneye adım atsam diye düşündüğünü söylüyor.

 “Benim zamanımdaki gençlikle şu anki gençlik arasında çok büyük bir fark var. 1960’lar 1970’lerde geldiğimizde ufak hastanelerde çalışan hekimler olarak ayakta kalmaya çalıştık. Son yıllarda çok güzel mevkilere gelmiş, her büyük hastanelerin yönetim kadrosuna yükselmiş bir Türk doktor görmek mümkün. Bu beni gururlandırıyor. Zeki Uygur’u unutun,” diyecek kadar da alçak gönüllü.

Dr. Uygur, annesinin ABD’ye gelirken “sakın ismini değiştirme,” vasiyetini tutmakla gurur duyuyor. Binlerce hastayı ücretsiz tedavi eden, imdadına koşan Uygur, araba kullanmıyor ve Long Island’ta kirada oturuyor. 1953 yılından bu yana Ayla Hanım ile evli olan Dr. Uygur, iki oğlu var. Emekli olmayı düşünmeyen 83 yaşındaki Dr. Uygur’un en büyük zevklerinden biri de haftasonları balık tutmak. En sevdiği balık ise Çinekop.

KURTARDIĞI POLİS FİLM OLDU
Zeki Uygur'u tanıyan pek çok kişinin bildiği bir başka özelliği de, New York polis departmanında en büyük yolsuzluk skandalını ortaya çıkaran ve bir çatışma sırasında vurulduktan sonra kendi meslektaşları tarafından ölüme terkedilen polis memuru Frank Serpico'ya getirildiği hastanede ilk tıbbı müdahaleyi yapması. 3 Şubat 1971 günü çalıştığı New York-Greenpoint Hastanesi Acil Servisi'ne getirilen Frank Serpico, Dr. Uygur’un çabaları ile kurtarılmış, Serpico daha sonra yazdığı anı kitabında Zeki Uygur'dan söz ederek ‘‘hayatını hastanedeki Türk doktora borçlu olduğunu’’ yazmıştı. Serpico'nun hayatı daha sonra ünlü yönetmen Sidney Lumet tarafından beyazperdeye aktarıldı ve Serpico'yu ünlü aktör Al Pacino canlandırdı. Dr. Uygur, polis memuru Serpico ile ilgili uzun yıllar hiçbir basın kuruluşuna konuşmadı.

Tüm Amerika’nın yakından tanıdığı bir polise de, Amerika’ya gemiden atlayarak gelen bir kaçağa da aynı ilgi ve yakınlığı gösteren Dr. Uygur’un duyarlılığını, dostu Mehmet Güven şu cümlelerle özetliyor: “Diyelim ki Long Island’ın en ucundaki bir benzin istasyonunda çalışan bir Türk çocuk kaza geçirdi. Dr. Uygur, bunu da tesadüf eseri bile öğrense, üşenmez, ertelemez. Arabası yoktur. Gerekirse trene, gerekirse taksiye biner. Çocuğun yattığı hastaneye ulaşır. Hastanın tedavisinde yardımcı olabileceği bir şey varsa yardım eder. Yoksa cebine harçlığını koyar. Gideceği yeri kimseye de haber vermez, ‘beni yoldan geçerken bırakın’ diye talepte de bulunmaz. Eşi, benzeri olmayan bir insandır.”

DR. ZEKİ UYGUR’UN BİR ŞİİRİ
Her sabah başlarım söze,
Her sabah şükrederek.
Suyundan içtim,
Ekmeğinden yedim.
Sayende iş tutar hala yaşlı ellerim.
Ayaklarım aldırmaz yokuşa düze
Havanı aldım üfledim
Sevgindir içime dolan
Sen bestesin, güftesin hep Türkiye
Sen daima sevgili aziz vatanım Türkiye
Ellerinden öperim...
Dr. Zeki Uygur

(Foto: Mehmet Demirci, Zaman USA)