Anadolu'nun Kuyumculuk Tarihi

Pazar, 06 Aralık 2009 23:09 Facebook'ta Paylaş
Şiirimizin büyük ustası Bedri Rahmi Eyüboğlu, Anadolu’yu ‘Bin memesinden bin bereket fışkıran kutsal ana’ olarak betimler. Gerçekten de bu topraklar uygarlığın şafağı olan Neolitik Çağ’dan itibaren birbiri ardı sıra tarih sahnesinde yükselip, birbirlerinden aldıkları maya ile doruğa ulaşan büyük kültürleri bağrında beslenmiştir. Üç yanını saran denizlerde yelken açan gemiler Bronz Çağı’nın en büyük uygarlık odakları olan Mısır ve Mezopotamya’nın etkilerini Anadolu’ya taşımıştır. Ama Anadolu bütün bu etkileri her zaman kendi potasında sentezlemiş, tarihin her döneminde kültür ve sanatta kendi özgün üslubunu yaratmıştır.
   
Anadolu; doğal kaynaklar, özellikle de altın, gümüş, bakır, kurşun ve demir yatakları bakımından çok zengindir. Çayönü ve Çatalhöyük Neolitik yerleşim merkezlerinden çıkartılan şaşırtıcı güzellikte taş ve kemik aletler ile takılar arasındaki doğal saf bakır ve kurşundan yapılmış süs eşyaları belki de insanlık tarihinin en eski maden işleme örnekleridir. Anadolu’da İ.Ö. 4. bin yılda gelişen ve İ.Ö. 3. bin yılda zirvesine ulaşan kuyumculuk sanatının kökleri 7 binlere kadar uzanan bu metalurji geleneğine dayanmaktadır.
   
BRONZ ÇAĞINDA ANADOLU KUYUMCULUĞU
1935-36 yıllarında Alacahöyük’te yapılan kazılarda gün ışığına çıkartılan ve İ.Ö. 3. bin yılın ortalarına tarihlenen 13 kral mezarının olağanüstü zenginlikte ölü hediyeleri arasında yer alan altın takı ve statü eşyaları ile Horoztepe ve Mahmatlar’dan çıkartılmış olan aynı döneme ait altın ve gümüş buluntuları, Erken Bronz Çağı’nda Orta Anadolu’nun kuzeyinde gelişmiş bir kuyumculuk sanatının varlığını kanıtlamaktadır. Çağdaşı Mezopotamya ve Mısır kuyumculuğunda geliştirilen telkari ve granülasyon teknikleri ile renkli taş kakmalarından etkilenmeyen Anadolu kuyumcuları eserlerinde çok başarılı döküm işleri ve yalın repousse çalışmaları kullanıp özgün bir stil yarattılar.

Çanakkale Boğazı’na hakim bir noktada kurulan efsaneler kenti Troya hem deniz ticaret yollarını kontrol ettiği hem de Balkanlar’dan gelen etkilere açık olduğu için daha dinamik bir sentez yarattı. Troya Höyüğü’nün II. G tabakasının şiddetli bir yangınla yıkılmış sarayların enkaz yığınları altından çıkartılan define gurupları büyük bir servet birikiminin işareti ve apayrı bir kuyumculuk tarzının ürünleriydi. Troyalılar süs taşlarını kullanmadılar. Ama altının sade etkileyiciliğini, Anadolu’nun ilk granülasyon çalışmaları ve ince bir telkari işçiliği ile ustaca bezediler.
İ.Ö. II. binde kurulan Hitit krallığı Kuzey Mezopotamya’ya kadar yayılıp döneminin en büyük askeri güçlerinden biri oldu. Hititlerin başkenti Hattuşaş’da ele geçen binlerce çivi yazılı kil tabletten oluşmuş devlet arşivleri, kraliyet hazinesinin büyük değerli metal stoklarını belgelemektedir. Bu belgeler arasındaki evlilik anlaşmaları gelinlere verilen değerli takıların listelerini içermekte; tapınak envarterleri tanrılara adak olarak sunulan altın ve gümüş heykelcikler ve takılardan söz etmektedir. Deniz kavimlerinin ani saldırısı ile yıkıldığı ve şehirleri yağmalanıp yakıldığı için elimize ulaşabilen Hitit kuyumculuk eserleri en az sayıdadır. Mühür yüzükleri ile tanrı/ tanrıça heykelciği pandantlardan oluşmuş çok az takı Hitit sanat çizgisini tanıyabilmemizi sağlamaktadır.

URARTULAR MADEN İŞLEME SANATININ USTALARIYDI
İ.Ö. 800’e kadar süren karanlık dönemden sonra Anadolu’da yeni siyasi yapılar şekillendi. Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit şehir beylikleri, Doğu Anadolu’da Urartu, Orta Anadolu’da Frig ve Batı Anadolu’da Lydia krallıkları kuruldu. Ege Denizi kıyılarında Yunanistan’dan göç eden kolonistlerin site devletleri gelişmeye başladı. 

Maden işleme sanatının büyük ustaları olan Urartular’dan günümüze çok sayıda altın, gümüş ve bronz takı ulaştı. Saç ve giysi iğneleri, fibulalar, boyun halkaları, bilezikler ve erkeklerin rütbe ve statü objeleri olarak boyunlarına taktığı hilal formlu paktoraller Urartular’da hem kadınların hem de erkeklerin takı kullanmayı sevdiğini göstermektedir. Bu takılar Urartu sanatının anıtsal anlatım, simetrik düzenlemeler ve mimari elemanlar alınmış motifleri dekoratif objelerde kullanma özelliğini yansıtmaktadır.

FRİGYA: DOKUNDUĞUNU ALTIN YAPAN MİDAS'IN ÜLKESİ
İ.Ö. 1200’lerde Balkanlar üzerinden gelip Orta Anadolu’ya yerleşen Frigler İ.Ö 8. yy. ortalarında başkenti Gordium olan güçlü bir krallık kurdular. Doğal kaynaklar özellikle de gümüş, kurşun, hematit madenleri, kuvarz ve oniks yatakları bakımından zengin olan Frigya büyük bölümünü ihraç ettiği bronz ve gümüş kaplarla ünlendi. Anfoloslu ve makara kulplu Frig tasları antik dünyanın en uzak köşelerine ulaştı.

Kendilerine özgü bir Anadolu üslubu yaratan Frigler’in Anadolu sanatına katkısı ince bir işçilik ve özenli bir üslupla yapılmış geometrik desenlerdir. Meander, sivastika ve eşkenar dörtgenlerden oluşan bu süsleme bantları bütün sanat eserlerinin yanı sıra kuyumculukta da kullanıldı. Antalya’nın Elmalı ilçesi yakınında bulunan Frig Tümülüsleri’nde yapılan kazılardan çıkartılan gümüş bel kemerleri ve at koşum takımları bu motiflerle bezenmiştir.

Frig Krallığı İ.Ö. 7. yy.’da Kimmerler’in hızlı ve acımasız saldırıları ile yıkılmış değerli maden birikimleri ve kuyumculuk eserleri yağmalanmıştır. Bu nedenle Frigler’in altın kuyumculuk eserleri konusunda bilgilerimiz yetersizdir. Ancak pek çok örneği günümüze ulaşabilen bronz ve az sayıda gümüş fibula (çengelli iğne), Frigler’in takı sanatına özgün katkıları olduğunu göstermektedir.

LYDİA KRALLIĞI VE ANADOLUNUN BİLİNEN EN ESKİ ALTIN RAFİNERİSİ
Gediz (Hermos), Bakırçay (Kaykos), Küçük Menderes (Kaystros) ırmaklarının havzaları olan bereketli topraklara İlkçağ’da Lydia adı verilmekteydi. Liydialılar’ın kökeni ve bölgeye geliş tarihleri ve menşeleri belirsizdir. Krallıklarının kuruluşu da efsanelerin belirsizliği içinde anlatılır. Ama en önemlisi Lydia’nın yankıları günümüze ulaşan olağanüstü zenginliğidir. Bu zenginliğin ana kaynağı Lydia’nın başkenti Sardes’in içinden geçen Paktolos çayının aluvyal yataklarından çıkartılan altın madenidir. Sardes’te 1968’te yapılan arkeolojik kazılarda Anadolu’nun bilinen en eski altın rafinerisi gün ışığına çıkartılmıştır. Altının çanaklama (kupelasyon) tekniği ile saflaştırdığı rafineri, çevresindeki kuyumcu atölyeleri ile kombine bir tesistir. Sardes kazılarından çıkartılan kuvarz, agat ve sardoniks yongaları, Lydialılar’ın aynı zamanda gemoloji alanında usta olduklarını göstermektedir.

LYDİA- İONYA'NIN YARATTIĞI ORİANTALİZAN STİL
Batı Anadolu kıyılarında kurulmuş olan Yunan kolonileri İ.Ö. 650-600 tarihleri arasında deniz ticaretine atıldılar ve İonyalılar, Miletos’un önderliğinde Mısır, Doğu Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında yeni koloniler kurdular. Orta Doğu ve Mısır’dan getirilen lüks eşyalarla birlikte Doğu’nun zengin mitolojisinden alınan sfenksi ve grifon motifleri, lotus çiçekleri İon sanatçılarına yeni bir bakış açısı kazandırdı. O zamana kadar geometrik üslubun katı çizgileri içine sıkışan Yunanlılar altın, fildişi ve bronz kullanarak Doğu eserlerinin İonya’ya has yumuşak bir üslup ve Anadolu’nun canlı anlatımı ile benzerlerini yaptılar.

Oriantalizan adı verilen bu üslup, Akhalı göçmenlerle Anadolu’nun yerli hakları olan Lydialılar, Kargalılar ile Anadolulaşmış bir halk olan Frigler’in kaynaşarak yarattığı bir kültür sentezi, Doğu ile Batı’nın Anadolu üslubunda kaynaşmasıydı. Varlıklarını Roma İmparatorluğu dönemine kadar sürdürecek olan granülasyon ve telkari ile bezenmiş, uçları hayvan ile biten bilezikler, kozalak ya da meşe palamutu gerdanlıklar baş kısımları figürlerle bezeli iğneler, fibulalar gibi pek çok takı modeli Oriantalizan stilde yaratıldı. Efes Artemis Tapınağı’ndan tanrıçaya adak eşyası olarak sunulmuş güzel örnekleri çıkartılan Oriantalizan takıların, İonya mı yoksa Lydia yapımı mı olduğu tartışma konusudur. Ancak altın madenciliği ve süs taşı işlemeciliği açısından güçlü bir geleneği olan Lydia’nın bu konuda önderlik yapması doğaldır.

ANADOLU'DA PERS HAKİMEYETİ VE YENİ BİR DOĞU BATI SENTEZİNİN DOĞUŞU

Pers Kralı Kros’un İ.Ö. 546’da Lydia Krallığı’nı yıkması ile başlayan Anadolu’daki Pers egemenliği yaklaşık 200 yıl sürdü. Köklü bir saray sanatı geleneği olan ve sanatı imparatorluk gücünün propaganda aracı olarak katı biçimde koruyan Persler, Anadolu sanat yapısını da etkilediler. Bu dönemin Anadolu kuyumculuk ürünleri gösterişli dizaynları, üstün işçilikleri, mine ve süs taşları ile yaratılmış renkli kompozisyonları ile ilgi çekerler. Takılarda aslan, buzağı, kaz başları ve hayvan figürleri ön plandadır. Üçgen ya da baklava dilimi şeklinde düzenlenen granülasyon gurupları ile süslemeler dönemin stil özelliğidir.

Uşak çevresindeki tümülüslerden, kaçak kazılarla yağmalanıp Metropolitan Museum’a satılan altın ve elektron takılar ile gümüşten yapılıp bazıları altın kakmalarla süslenen gümüş kaplardan oluşmuş büyük bir buluntu gurubu, M.Ö 6. yy. sonları Anadolu’da kuyumculuk sanatının zirveye ulaştığını gösterir. ‘Karun Hazinesi’ adı verilen bu muhteşem eserler Lydia ve İonya sanatçılarının başyapıtlarıdır.
HELLENİSTİK VE ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMLERİ
Pers hakimiyeti döneminde, Anadolu’nun en önemli kuyumculuk merkezleri Sardes ve Çanakkale Boğazı yakınındaki Lapsokas’tır. Hellenistik döneminin Doğu ve Batı kültürlerini kaynaştıran coşkulu stilinde, İ.Ö. 6-5. yy.’dan alınan takı formları birleştirilerek yeni ve çok gösterişli modeller yaratıldı. Kopçaları insan ya da hayvan başları ile süslü altın zincirler ile sade bant gerdanlıklar, sarkaçları insan tanrıça ya da kuş figürleri ile süslü küpeler bu dönemde ortaya çıkan modellerdir. Bu yeni modellerin en ilginci, göğüs altındaki bir tokadan çıkan 4 zincirin gövdeyi çaprazlarla sardığı vücut takılardır. Pers sanatından alınan renk ve gösteriş tutkusu Hellenistik takılarda kendini mine ve garnet, zümrüt, safir, akik, inci gibi taşların kullanımıyla sağlanan çok renkli düzenlemelerde gösterir. Mısır sanatından alınan Herakles düğümü ve İsis Hother motifleri takılardaki diğer etkilerdir.

Roma İmparatorluk dönemi takılarının sade ama etkileyici formları ve çok miktarda süs taşı kullanımı Anadolu kuyumculuk eserlerini de etkiler. Ancak Hellenistik kültür az da olsa kullanılan granülasyon ve telkari çalışmalarında devam ettirilir.

Yazı: Arkeolog Altan Türe, Goldaş Kuyumculuk Danışmanı