Jobs : " Sperm Bankası Meselesi ! "

Salı, 22 Kasım 2011 07:11 Facebook'ta Paylaş
Ertan Turhan - Istanbul - Dahi insanların hayatı, çoğu zaman ilginç rastlantılar ve romanlara konu olacak olaylarla dolu oluyor. Tıpkı geçenlerde hayata gözlerini yuman iPhone, iPad, iPod gibi tüm dünyanın çıldırmışcasına sahip olmak için can attığı teknolojik medya aletlerini yaratan Apple'ın daimi patronu Steve Jobs gibi... Hayatındaki izler, onu Silikon Vadisi'nin krallığına götüren bir rota mıydı? Apple'ın kurusucu Steve Jobs üvey anne babasına kendini ispatlamak için mi bu kadar başarılı oldu ? Suriye asıllı babası ile ne zamandır görüşmüyordu ? Jobs'ın "Sperm bankası meselesi" dediği olay neydi ? Tüm ayrıntıları Turkavenue.com okuyucuları için derledim.

 

Hayatımızdaki Dönüm Noktaları


Dahi insanların yaşamlarındaki çok küçük bir ayrıntı, bazen onların hayatına yön veren bir sembol olabiliyor. Steve'nin babası Paul Jobs ve annesi Clara'ın yollarının kesişmesi ve sonrasında evlat edindikleri Suriye asıllı çocuklarının hayatı, belki de buna en son örnek. Silikon Vadisi'ne ismini altın harflerle yazdıran Steve Jobs'ın öyküsü bir film senaryosunu çağırıştırıyor.

 

Türk-Ermeni Olayları ve Steve Jobs'ın Üvey Babası

 

Jobs'ın annesi Clara New Jersey’de doğmuştu; ebeveyni 1915 Türk-Ermeni olayları sonrasında oraya göçmüşlerdi ve Clara çocukken San Fran- cisco’nun Mission Bölgesi’ne yerleşmişlerdi. Clara’nın pek kimseye bahsetmediği bir sırrı vardı: Daha önce evlenmişti, ama kocası savaşta öldürülmüştü. Yani Paul Jobs’la çıktığı gün yeni bir hayata başlamaya hazırdı. Savaş sırasında çoğu insan gibi onlar da yeterince heyecan yaşamışlardı ve artık sadece bir yere yerleşmek, çocuk yetiştirmek ve daha sakin bir hayat sürmek istiyorlardı. Paraları az olduğundan Wisconsin’e taşınıp birkaç sene Paul’ün ebeveyninin evinde kaldılar, sonra da Indiana’ya taşındılar ve Paul orada, International Harvester şirketinde makinistlik yapmaya başladı. Eski arabalarla uğraşmaya bayılıyordu ve boş zamanlarında onları alıp, elden geçirip satarak para kazanıyordu. Sonunda işini bırakıp tam gün ikinci el araba satıcılığı yapmaya başladı.

 

Clara’ysa San Francisco’yu seviyordu ve 1952’de kocasını oraya geri dönmeye ikna etti. Sunset Bölgesi’nde, Golden Gate Parkı’nın hemen güneyinde Pasifik’e bakan bir daire tuttular ve Paul bir finans şirketinde “icracılık” yapmaya, sahiplerinin borcunu ödemediği ara- baları kilitlerini açarak toplamaya başladı. Ayrıca bu arabaların bazılarını satın alıp, onarıp satarak iyi para kazanıyordu. Ancak hayatlarında bir eksiklik vardı. Çocuk istiyorlardı…

 

Clara Dış Gebelik Geçirmişti

 

Jobs'ın üvey annesinin dış gebeliği, onun hayatını değiştiren bir olaydı. Döllenmiş yumurta uterus yerine fallop tüpüne yerleşmişti ve artık kısırdı. Dolayısıyla 1955’te, evliliklerinin dokuzuncu yılında, bir çocuğu evlat edinmeye karar verdiler.

 

Paul Jobs gibi Joanne Schieble da Alman kökenli, köylü bir Wisconsin ailesindendi. Babası Arthur Schieble Green Bay civarından göç etmişti; orada karısıyla birlikte sahip olduğu bir vizon çiftliği vardı ve emlakçılıktan fotoğraf baskıcılığına dek çeşitli işlerde başarılı olmuştu. Özellikle kızının aşk ilişkileri konusunda son derece sertti ve onun ilk aşkını, Katolik olmayan ressamı hiç beğenmemişti. Dolayısıyla Joanne Wisconsin Üniversitesi’nde ihtisas yaparken Abdulfattah “John” Jandali adlı Suriyeli bir Müslüman asistana aşık olunca, babasının onu evlatlıktan reddetme tehdidini savurması şaşırtıcı değildi.

 

Jandali önde gelen bir Suriyeli ailenin dokuz çocuğunun en küçüğüydü. Petrol rafinerileri ve çeşitli şirketleri olan babası Şam’da ve Humus’ta geniş arazilere sahipti ve bir ara bölgedeki buğday fiyatlarını tamamen kontrolüne almıştı. Schieble ailesi gibi Jandaliler de eğitimi önemsiyorlardı; aile fertleri İstanbul’da veya Sorbonne’da eğitim almışlardı nesiller boyu. Abdulfattah Jandali Müslüman olmasına karşın bir Cizvit yatılı okuluna gönderilmişti ve Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi’nden lisans diploması aldıktan sonra siyasal bilgiler yüksek lisansı ve öğretim asistanlığı yapmak üzere Wisconsin Üniversitesi’ne gelmişti.

 

1954 yazında Joanne, Abdulfattah’la birlikte Suriye’ye gitti. Humus’ta iki ay kaldılar ve orada Abdulfattah’ın ailesinden Suriye yemeklerini öğrendi. Wisconsin’e geri döndüklerinde hamile olduğunu keşfetti. İkisi de 23 yaşındaydılar, ama evlenmemeye karar verdiler. Joanne’in o sırada ölüm döşeğinde olan babası, onu Abdulfattah’la evlenirse evlatlıktan reddetmekle tehdit etmişti. O küçük Katolik cemaatinde kürtaj da kolay bir seçenek değildi. Bu yüzden Joanne 1955 başında San Francisco’ya gitti; bekâr annelere barınak sağlayan, bebeklerini doğurtan ve gizli evlat edinmeleri ayarlayan iyi kalpli bir doktor onu himayesine aldı. Joanne ’in bir koşulu vardı: Çocuğunu evlat edinecek insanlar üniversite mezunu olmalıydılar. Bu yüzden doktor bebeğin bir avukatla karısına verilmesini ayarladı. Ama oğlan doğduğunda –24 Şubat 1955–, seçilen çift kız çocuk istediklerine karar verip caydılar. Dolayısıyla doğan çocuk, bir avukatın değil mekaniğe düşkün, liseden terk bir adamla kitapçılık yapan dürüst karısının oğulları oldu. Paul ve Clara yeni bebeklerine Steven Paul Jobs adını verdiler. Ancak Joanne bebeğinin ebeveyninin üniversite mezunu olmasını istiyordu hâlâ. Çocuğun lise mezunu bile olmayan bir çifte verildiğini öğrenince evlatlık verme belgelerini imzalamayı reddetti. Bu uzlaşmazlık haftalarca sürdü; bebek Steve, Jobs’ların evine yerleştirildiğinde bile. Sonunda Joanne pes etti, ama ancak Jobs’lardan çocuk için para biriktirip onu üniversitede okutacaklarının sözünü aldıktan sonra hatta bu konuda imzalı taahhüt aldı. Joanne’in gerekli belgeleri imzalamak istememesinin bir sebebi daha vardı. Babası ölmek üzereydi ve Joanne hemen ardından JanWalter Isaacson Dali’yle evlenmeyi planlıyordu. Evlendikten sonra çocuklarını geri alabilmeyi umuyordu sonradan akrabalarına bunu, bazen ağlayarak söyleyecekti.

 

Arthur Schieble Ağustos 1955’te, çocuğun resmen evlat edinilmesinden birkaç hafta sonra öldü. Joanne ve Abdulfattah Jandali’yse o seneki Noel’in hemen ardından, Green Bay, St. Philip’deki Apostle Katolik Kilisesi’nde evlendiler. Jandali ertesi sene uluslararası ilişkiler doktorasını tamamladı ve sonra bir çocukları daha oldu, Mona adını verdikleri bir kız.

Mona, Yıllar Sonra Çok Ünlü Bir Yazar Oldu

 

Joanne ’in 1962’de Jandali’den boşandıktan sonra yaşadığı maceraperest gezgin hayatını kızı sonradan büyük bir romancı olacak olan Mona Simpson "Burası Olmasın Da" adlı dokunaklı romanında işleye cekti. Ama Steve gizlilik içeren bir prosedürle evlatlık verildiğinden, birbirlerini bulmaları yirmi yıl sürecekti.

 

Steve Jobs evlatlık olduğunu küçük yaştan beri biliyordu. “Ailem bu konuda gayet açık davrandı,” diye anlattı. Altı yedi yaşındayken evinin bahçesinde oturduğunu ve sokağın karşı tarafında oturan kıza evlatlık olduğunu söylediğini net anımsıyordu. “Yani gerçek ailen seni istememiş mi?” diye sormuş kız. “Ahhhh! Kafamda şimşekler çaktı,” dedi Jobs. “Ağlayarak eve koştuğumu hatırlıyorum. Annemle babam dediler ki, ‘Hayır, anlamalısın.’ Çok ciddiydiler, gözlerimin içine bakıyorlardı. ‘Seni özellikle seçtik,’ dediler. İkisi de bunu söylediler ve yavaşça tekrarladılar. Her kelimenin üstüne basa basa söylediler.”

 

Terk edilmek. Seçilmek. Özel olmak. Bu kavramlar Jobs’ın benliğinin, kendine bakışının parçası haline geldi.En yakın arkadaşları, doğduktan sonra terk edilmenin onda yara izleri bıraktığını düşünüyorlar. “Bence yaptığı her şeyde mutlak kontrol sahibi olma arzusu kişiliğinden ve doğduktan sonra terk edilmiş olmasından kaynaklanıyor,” diyor uzun süreli iş arkadaşı Del Yocam. “Ortamını kontrol etmek istiyor ve ürünü kendisinin bir uzantısı olarak görüyor.” Üniversiteden hemen sonra Jobs’la yakınlık kuran Greg Calhoun ise başka bir sebep görüyor. “Steve terk edilmiş olmasından ve bunun yol açtığı acıdan epey bahsetti bana,” diyor. “Bu onu bağımsızlaştırdı. Farklı bir ritme uymaya başladı ve bunun sebebi, doğduğu dünyadan farklı bir dünyada yaşadığını bilmesiydi.”

 

Jobs, Babasının Terk Ettiği Yaşta Çocuk Yapıp, Terk Etti !

 

Jobs sonradan, tam da biyolojik babasının kendisini terk ettiği yaştayken (23), kendisi de bir çocuk yapıp terk edecekti. (Kızın velayetini sonradan üstlendi.) O çocuğun annesi Chrisann Brennan, evlatlık verilmenin Jobs’ın “içini kırık cam parçalarıyla doldurduğunu” ve bazı davranışlarının anlaşılmasını kolaylaştırdığını söylüyor. 1980’lerin başlarında Apple’da Jobs’la yoğun bir şekilde birlikte çalışan Andy Hertzfeld, hem Brennan’la hem de Jobs’la yakınlığını koruyan az sayıda kişiden biri. “Steve ’le ilgili asıl mesele, neden bazen kendini tutamayıp da bazı insanlara içgüdüsel olarak, son derece zalimce ve zarar verici davranabildiği,” diyor. “Bunun sebebi doğduktan sonra terk edilmesi. Altta yatan asıl mesele, Steve’in hayatındaki terk edilmişlik olgusu.”

 

Jobs buna inanmıyor. “Terk edildim diye çok çalıştığımı, başarılı olursam annemle babamın beni geri isteyeceklerini umduğumu filan düşünenler var, ama bu çok saçma,” diyor ısrarla. “Evlatlık olduğumu bilmek kendimi daha özgür hissetmemi sağlamış olabilir, ama kendi- mi asla terk edilmiş hissetmedim. Ebeveynim kendimi özel hissetmemi sağladılar hep.” Sonradan, Paul ve Clara Jobs’tan “üvey” ailesi diye bahsedenlere, hatta “gerçek” ailesi olmadığını ima edenlere bile kıza- caktı hep. “Onlar %1000 gerçek ailemdi,” diyor. Biyolojik ailesinden- se kısaca bahsediyor: “Onlar benim sperm ve yumurta bankamdılar, ağır konuşmuyorum, öyleydiler sadece, bir sperm bankası meselesiydi o kadar.”

 

ERTAN TURHAN

 

Bilgi University

 

New Technologies in Communication