Prenses Zeynep Osman: Bir Daha Dünyaya Gelsem Osman Efendi İle Erken Tanışıp Evlenmek İsterdim

Cumartesi, 09 Ağustos 2014 00:00 Facebook'ta Paylaş

Zeynep Osman Hem Devleti Aliye Osmanlı tarafından hem de Afganistan tarafından Saray kökeni olan Zeynep Osman (Tarzi), geçtiğimiz hafta Amerika ve Türkiye’de gündem olan isimdi. İki odalı mütevazi evinden çıkarılmama mücadelesi New York Times’da haber konusu olunca bir anda Amerikan ve Türk basının ilgi odağı oldu. Zaman Gazetesi'nden Sezai Kalayci ve Orhan Akkurt, Zeynep Osman'la New York'taki evinde konuştu.

II. Abdülhamit Han hazretlerinin torunu ve Şehzade Mehmed Burhanettin Efendi’nin ise oğlu olan Osman Ertuğrul Osmanoğlu ile 1987 yılında taşdıktan yaklaşık 4 yıl sonra evlenen Zeynep Osman Tarzi, bugünlerde her ne kadar sıkıntılı günler yaşasada zerre kadar şikayetçi olmuyor halinden. ”Kimsenin yardımına ihtiyaçım yok. Kimseden birşey istemem” diyerek çıkarılmaya çalışıldığı evden ve yalnız sürdürdüğü New York’taki hayatına toz kondurmuyor. Eşini 2009 yılında kaybeden Zeynep hanım, oturduğu mütevazi kiralık evinden çıkarılma riski yanında bir de bugünlerde ‘Silvernix’ adlı 17 yaşındaki İran kedisinin mide kanseri olmasından dolayı üzüntü yaşıyor.

İstanbul Nişantaşı’nda doğan Zeynep hanım, 1920 yılında Osman Ertuğrul Osmanoğlu gibi sürgün olan Afgan Kraliyet Ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi ile Türk olan eşi Pakize hanımın ikinci çocukları olarak dünyaya gelir. Aile geçmişinin rahmetli eşi Osman Ertuğrul Efendi ile çok paralellik arz eden yönleri olduğuna dikkat çeken Zeynep hanım, ‘‘Benim ailemde Osman Efendi’nin ailesi gibi sürgün edilmiş. Annem Türk’tü babam ise ülkesinde ailesinin sürgün edilmesinden sonra 1936 ya da 1937’de Türkiye’ye gelmiş. Ama babamın ailesinin tamamı 1928’de çıkmış Afganistan’dan. Babam ile kız kardeşi önce Roma’ya gitmişler sonra da İstanbul’a anne ve babasının yanına gelmiş. Benim anneannemlerle babamın ailesi aynı sokak oturuyorlarmış ve annemle de öyle tanışıp evlenmişler’’ diye özetliyor.

Zeynep Osman1İstanbul’da Amerikan hastanesinde dünyaya geldiğini anlatan Zeynep hanım, ‘‘Nişantaşı’ndaki bugünkü adıyla Abdi İpekçi ancak o zamanlar Emlak Caddesi’nde evimiz vardı ve orada büyüdüm. Aslında rahmetli İpekçi, Emlak Caddesi’nde değil Karakol sokağın girişinde vurulmuştu ama daha sonra ismi Emlak Caddesi’ne verildi’’ diyerek, doğup büyüdüğü yerlere dair en ince ayrıntıya dikkati nazar ettiğini gösteriyor.

Kolej eğitimi ve ardından doktor olan annesi Pakize Tarzi hanımın işlettiği kiliniği bir dönem yönetir. 1971 yılına kadar İstanbul’da yaşadıktan sonra New York’a taşınır. Henüz gençlik yıllarının baharında olan Zeynep hanım, babasının bir dostu olan Afgan kökenli doktor ile evlenir. Bu evlilik ancak 5 yıl kadar devam eder. Eşinden ayrıldıktan sonra tekstil işine atılır ve kendisi Manhattan adasındaki ünlü 7. caddede hem ofis açar. Türkiye’de diktirdiği kıyafetleri New York’ta toptan satmaya başlar. Zeynep Osman Tarzi o yılları; ‘‘7. Cadde’de ilk Türk olarak ‘‘Showroom’’ dedikleri bürosu olan ilk insan bendim. Türkiye’de yaptırdığım ürünleri burada çok ünlü mağazalara toptan satıyordum’’ diye anlatıyor.

Osman Ertuğrul Efendi ile tanışmaları 1987 yılında New York’ta katıldığı bir davette gerçekleşir. Tanışmalarının ertesinde Osman Ertuğrul Efendi kendisini arayarak yemeğe davet eder ve ikilinin arasındaki gönül ilişkisi nihayetinde 1991 yılında dünya evine girmelerine kadar uzanır. ‘‘Osman Efendiyi ilk profilden gördüm, pek bi yakışıklıyıdı. O zamana kadar hiç görmediğim bir simaydı ve merak ettim davettekilere kim olduğunu sordum ve öğrendim. Daha sonra bizi ortak dostlarımız tanıştırdı’’ diyen Zeynep hanım, kendisinin rahmetli eşine karşın ilk günden beri hep hem büyük bir saygı ve muhabbet duyduğunu anlatıyor.

Osman Ertuğrul Efendi denilince aklına eşinin birçok yönü geldiğini anlatan Zeynep hanım şöyle anlatıyor onu; ‘‘Son derece zeki ve iyi eğitim almış, kendisini çok iyi yetiştirmiş bir insandı. Benim hayatımda tanıdığım en entellektüel insandı. Büyüdüğüm aile ve arkadaş çevremde çok entellektüel insan vardı ancak hiçbiri Osman Efendi gibi değildi. O kadar entelleküel olmasına rağmen son derece de mütevaziydi. Geçmişi ile iftihar eder ama asla geçmişte yaşamazdı. Ah ah deyip hiç sızlanmaz, uğradıkları haksızlıklara veryansın etmez ve olan olmuş, geçen geçmiş deyip kitabı kapatmış biriydi. Osman efendi hep yaşadığı güne ve ilerisine bakardı. Fevkalade müzik bilgisi vardı. Aslında Osman Efendi eşittir müzik. Müziği çok severdi ve klasik batı müziği ile operanın o’sundan a’sına kadar hepsini bilirdi. Babası da fevkalade piyanistmiş. Hatta kendisi şöyle derdi; ‘Babam eğer Sultan Abdülhamit’in oğlu olmasa idi o devrin en iyi piyanistlerinden biri olurdu.’ Kendisi de bir dönem çello çalarmış ancak pek de iyi değilmiş ki sonra bırakmış.’’

Zeynep OsmanOSMAN EFENDİ HİÇBİR ÜLKENİN PASAPORTUNU TAŞIMADI
Eşinin başka hiçbir ülkenin vatandaşlığını kabul etmediğini, hep memleketi olarak sadece Türkiye’yi gördüğünü anlatan Zeynep hanım, 2004 yılında Osman Efendi’nin Türkiye vatandaşı olana kadar hiçbir ülkenin pasaportunu taşımadığını yalnızca Green Card (Yeşil Kart)’ı olduğunu söylüyor. Zeynep hanım bu durumu şöyle anlatıyor; ‘‘Yeşil kartı olmasına rağmen hiçbir zaman Amerikan vatandaşı olmak için talepte bulunmadı. Hatta vatandaş olması için teklifte bulunan ülkelerin tekliflerini de geri çevirdi. Aynı şekilde Türk vatandaşı olmak için de kendisi bir müracaatta bulunmadı. Osman Efendi’nin madencilik işi nedeniyle Venezuela’ya gittiği bir dönemde oranın Türkiye büyükelçisinin onu arayarak, ‘Efendim genel af çıktı (Ecevit affı). Eğer teşrif ederseniz size Türk pasaportu verelim’ dediği sözlerini aktaran Zeynep hanım, eşinin de bu teklife cevabının ‘Ben bir günah, hata işlemedim ki siz beni affedebilesiniz’ diyerek olumsuz cevap verdiğini aktarıyor.

Eşinin 2004 yılında Türk vatandaşlığına geçişi ise Zeynep hanımın ifadesi ile talep üzerine olmuyor.Olay şöyle gelişiyor;  ‘‘Başbakan (Recep T. Erdoğan) o zamanlar yeni başbakan olmuş ve New York’a gelmişti. Kendisi bizlerle tanışmak istedi. Osman Efendi’ye daha sonra ne zaman Türkiye’ye teşrif edeceksiniz diye sorunca rahmetli eşimde, ‘Zeynep hanım vize için müracaat etti. Vizeyi alır almaz geleceğiz’ dedi. Başbakan anlamadı ve ‘hayır efendim, Türkiye’ye dönüşünüzden bahsediyorum’ diye karşılık verdi. O da ‘Evet, ben Türkiye’ye hep vize ile geliyorum’ deyince Başbakan şaşırdı!’’

Bu konuşmadan iki ay sonra 2004 senesinde Osman Efendi’ye Türk vatandaşlığı verilir.

Osman Ertuğrul Efendi’ye neden ‘Son Osmanlı’ denildiğini de Zeynep hanım şöyle anlatıyor; ‘‘Babası da kendisi de Saray’da doğmuş büyümüş, Saray adabı mahşeretini, geleneğini bilen son şehzadeydi. Allah rahmet eylesin Büyük Neslişah Sultan’da son sultandı. Osman Efendi vefat edince Neslişah Sultan bir beyanat verdi gazetelere ve dedi ki; ‘Osman Efendi’nin vefatı ile Osmanlı Hanedanlığı kalkmıştır. Bundan böyle artık sadece Osmanlı ailesi vardır’ diye.  İşte o nedenle Son Osmanlı’ydı.’’

EVDEN ÇIKARILIYOR MU?
New York Times gazetesinin geçtiğimiz pazartesi Zeynep Sultan’a mahkeme yoluyla evi boşaltması için ihbar gönderildiğini sayfasına taşımasının ardından hem ABD hem de Türk basının da yankı uyandıran konu için ise Zeynep hanım, henüz bu konunun netlik kazanmadığını söylüyor. ‘‘Davalar devam ediyor. Mahkeme devam ettiği içinde bu konuda birşey söylemek istemiyorum’’ diyen Zeynep hanım, mahkemeden olumsuz bir kararın çıkması durumunda New York’ta kalma veya Türkiye’ye tamamen dönme konusunu düşünüp düşünmediği sorusuna da, ‘‘Şuan böyle hiç plan yapmıyorum’’ diye cevap verdi.

Haftaya Türkiye’ye gidecek olan Zeynep hanım her yıl yaklaşık 5 ay ülkesinde 7 ay da Amerika’da ikamet ediyor. Zeynep hanımın ablası Fatma ile ailenin en küçük ferdi olan erkek kardeşi Mahmut İstanbul’da yaşıyor.  İstanbul’da olduğu gibi New York’ta da dostlarının, akrabalarının olduğunu belirten Zeynep hanım, ‘‘Allah’a şükür yalnız bir hayat sürmüyorum’’ diyerek haline şükürler içinde olduğunu ifade ediyor.

‘‘DÜNYAYA BİR DAHA GELSEM…’’

Geçmişi ve ailesi ile iftihar eden birisi Zeynep hanım. Aileden gelen asaleti ile övünmese de ebeveynleriyle iftihar ettiğini söylemeden geçemiyor. ‘‘Annemle iftihar ederim. Babamın bana verdiği soyadı taşımaktan iftihar ederim ama Osman Efendi ile evlenmek; benim için bambaşka birşey. Bir daha dünyaya gelsem bugüne kadar yaşadıklarımdan daha başka birşey istemezdim yalnızca Osman Efendi ile daha erken yaşlarda tanışıp evlenmek dışında’’ diyor.

AFGANİSTAN’A BİR DAHA GİTMEM

Baba tarafından Afgan olmasına ve orada hala akrabalarının bulunmasına rağmen Afganistan’a bir daha gitmeyeceğini söylüyor Zeynep hanım. 1970 yılında Kral Zahir Şah Türkiye’ye resmi ziyaretinde ailesine İsranbul’da programının dışına çıkarak misafir olduğunu belirten Zeynep Osman, onun daveti üzerine üç aylığına o yıl Afganistan’a gittiğini anlatıyor. Zeynep Osman şöyle devam ediyor; ‘‘Allah rahmet eylesin, Zahir Şah babamın akrabasıydı. Bizi ziyaretinde bende kendisinden babamın memleketini ziyaret etmek istediğimi Zahir Şah’a ilettim. O da talimat verdi yanındakilerine ve bana üç ay vize verdiler. Afganistan’a gittiğimde şahsıma Zahir Şah uçak bile tahsis etti. Afganistan’da gidip görmediğim yer kalmadı. O zamanlar bizim memleketimizden daha güvenliydi. Kadınlar çalışıyordu ve hepsi de modern giyimliydi. Üstelik kadınlar her meslekte görev yapabiliyordu. Benim Afganistan’a gittiğim yıllarda İstanbul yoklar diyarıydı ama Kabil’in ortasında ünlü ‘Mark and Spencer’ mağazasını görünce çok şaşırmıştım. Bizim ülkede doğru düzgün yol yoktu, yorgan yoktu ama Afganistan’da otobanlar, yollar hep asfaltlıydı. Afgan milleti de son derece medeniydi. Çok sevdim. Babamın geldiği topraklardı, insanda bir yakınlıkta oluyor.’’

Bugün Afganistan’ın yaşadıklarına çok üzüldüğünü aktaran Zeynep hanım, babasının geldiği toprakların gelceği için de hiç iyi ümidi olmadığını söylüyor. Bir daha baba diyarına gidecek misiniz sorusuna ise, ‘‘Bir daha artık gitmem Afganistan’a’’ diye iç geçirerek cevap veriyor.

Osman ZeynepTürkiye’nin Irak, Suriye gibi komşu ülkelerindeki süren şiddet olayları ve savaşlardan da çok üzüntü duyan Zeynep Osman, ‘‘Hem onlar için kaygılıyım hem kendimiz için. Görüyorsunuz dincilik ve de mezhepçilik insanlara neler yaptırıyor. İnsanların kellerini kesip saçlarından tutarak millete gösteriyorlar’’ diyerek hayretlerini anlatıyor. Zeynep hanım daha sonra konuyu Türkiye’ye getirerek, ‘‘Bizim memleketimizde ırkçılık, dincilik. mezhepcilik yoktu. Bunlar yeni çıktı. Onlardan (Irak, Suriye) örnek alalım da biz de onlar gibi olmayalım. Orası benim vatanım, orada doğup büyüdüm. Biz hiç bilmzedik kim Sunniymiş kim Aleviymiş, kim Rummuş kim Ermeniymiş, kim Kürtmüş kim şuymuş buymuş diye. Bizim böyle şeyler umurumuzda olmazdı çünkü bilmezdik. Biz böyle büyüdük, analatabiliyor muyum? Biz hepsi ile ahbaptık, dostuk ve hala da öyleyiz. Bu mezhepçilik ayrımcılık çok canımı sıkıyor. ‘’

‘’OSMANLI DA MEZHEPÇİLİK YOKTU’’
Türkiye’de toplumun kutuplaştırılmasından çok endişe duyarak takip ettiğini ısrarla tekrarlıyor Zeynep hanım ve ‘‘Böyle bir mezhepçilik, ayrımcılık ne Osmanlı da var dı ne de Cumhuriyet tarihinde. Osmanlı öyle açık görüşlü ve adaletliydi ki Rumlara rum mekteplerini açmaları için izin verdi. Fransız okulu, İngiliz okulu, Alman okulu, İtalyan okulu açılmasına izin verdiler. Yahudilere sinegog açıp ibadetlerini rahatça yapma haklarını verdiler. Hrıstiyanlara yine öyle, rica ederim hangi imparatorlukta böylesine insani haklar verilmişti’’ diye aktarıyor.

Tarihe ‘Güneş Batmayan İmparatorluk’ diye adını yazdıran İngilizlerin Hindistan’ı işgal ettiği dönemde kendilerinin gidip geldiği klübe, ‘Buraya köpekler ve Hindular giremez’ diye levha astırdığını anımsatan Zeynep Osman, ‘‘Çok rica ediyorum, Osmanlı’nın hiçbir döneminde böyle ırkçılık, ayrımcılık var mıydı! Osmanlı yediyüz yıl boyunca ne böyle insanlık dışı birşey yaptı ne de mezhepçilik. Ama bugün ülkemizde mezhepçilik yapılıyor ve bu beni çok üzüyor ve çok kaygılandırıyor’’ diyor.

Düne kadar Suriye ile yakın dostluk kuranların bugün düşman olmasını da eleştiriyor Zeynep hanım. ‘‘Ne diye Suriye ile aranı bozuyorsun. İnsani yardımını, tavsiyeni yap, iki beyanat ver, baktın dilemiyorlar kapa sınırını ve yerine otur. Ne diye aranı bozuyorsun! Herkes ile aramız bozuk… Bu mu siyaset!’’