29 Mart 2017

 


Osmanlı Hanedan Reisi Bayezıd Osman New York’ta Vefat Etti

Cuma, 06 Ocak 2017 17:23 Facebook'ta Paylaş

HIH Prince Bayezid Osman by Ahmet ZeCemil Özyurt - 44. Osmanlı Hanedan Reisi Bayezıd Osman, New York’ta vefat etti. Bir süredir New York’ta Bellevue Hospital Center’da tedavi gören ve tedavisinden ardından dün Bronx’ta bir bakımevine nakledilen Osman, 6 Ocak New York saati ile 1.00pm civarı vefat etti. Şehzade Bayezıd 23 Haziran 1924’te Paris’te dünyaya gelen ve sürgünde doğan ilk şehzadeydi. Şehzade Bayezıd Osman’ın cenazesi 9 Ocak Pazartesi günü Brooklyn’deki American Turkish Eyup Sultan Cultural Center’de kılınacak öğlen namazını müteakip Long Island’ta içinde müslüman mezarlığı da yer alan Washington Memorial Park’a defnedilecek. Hanedan’ın Şehzade Bayezıd Efendi’den sonraki Reisi ise halen Suriye’de yaşayan 2. Abdülhamid’in torunlarından Şehzade Dündar Osmanoğlu oldu. Şehzade Bayezıd Osman, daha önce hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştı.


Son bir yıla yakın zamandır sağlık sorunları olan Şehzade Bayezıd Osman Efendi, geçtiğimiz Eylül 2015'te evinde düşmüş, sonra da hastaneye kaldırılmıştı. Hastanedeki tedavisinden ardından bir rehabilitasyon merkezine transfer edilen Bayezıd Efendi, 11 Ekim 2016'da tekrar evine taburcu edilmişti. Bir süre evde özel hemşirelerin kontrolünde kalan Şehzade, ağrılarının artması üzerine tekrar hastaneye yatırılmıştı. Hastaneden önceki gün Bronx'ta bir bakımevine transfer edilen Şehzade, ertesi gün vefat etti. Kendisini son olarak New York Başkansolosu Ertan Yalçın, işadamı Ercan Karabeyoğlu, kuzeni Negla Chawky Hanımsultan, 43. Osmanlı Hanedan Reisi Ertuğrul Osman'ın eşi Zeynep Osman ve TurkofAmerica Dergisi kurucu ortağı Cemil Özyurt ziyaret etmiş, yattığı Bellevue Hospital Center'da yeni yılını kutlamışlardı. 

2016122395115522001951482681161690 

Hayattaki Osmanlı Hanedan üyelerinden en yaşlısı olan Şehzade Bayezıd, Sultan Abdülmecid Han'ın 3. kuşak torunuydu. Sürgüne gönderildiğinde annesi Şadiye Hadice Sultan’ın karnında 6 aylıktı. 23 Haziran 1924’te Fransa’da sürgünde dünyaya gelen ilk şehzade oldu. Kendisinden dört yaş büyük ağabeyi Şehzade Burhaneddin Cem (1920-2012) ve babasının diğer eşlerinden Arife Kadriye (1895-1933), Fatma Zehra (1895-1945), Rabia Nilüfer (1912-1997), Ayşe Masume Fethiye (1916-1944), Fevziye (1928-2014) dünyaya geldi.

Babası Şehzade İbrahim Tevfik Efendi Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid'in tahta çıkmayan oğullarından Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi'nin oğluydu. Şehzade İbrahim Tevfik Efendi, amcası Sultan II. Abdülhamid tarafından yetiştirildi. Hanedanın sürgününden sonra eşleri ve çocukları ile Fransa'ya yerleşti. 31 Aralık 1931’de Fransa'da vefat etti.

2. Abdülhamid'in torunu Osman Ertuğrul Efendi'nin 2009 yılında vefat etmesiyle Osmanlı Hanedanı’nın 44’ncü Reisi olan Şehzade Bayezıd Efendi, basit bir hayat yaşayan, son zamanlarına kadar tüm işlerini kendisi gören, hiç evlenmemiş sade bir vatandaştı. İkili ilişkilerinde oldukça nazik, espritüel, gururlu, düşündüklerini eğip bükmeden direkt söylemesini seven, oturduğu her sofrada hesap ödemek için ısrarcı olan, hafızası çok güçlü, çok görmüş-geçirmiş olmasına rağmen ''Benim hayatımda enteresan bir şey yok,'' diyecek kadar mütevazi birisiydi.

''Anlattıklarınız bir kitaba konu olacak kadar enteresan,'' dediğimde, ''Bir kitap değil ancak bir kaç sayfa yer tutar,'' diyecek kadar alçakgönüllüydü. Fransa'dan ABD'ye gemiyle geldiği bir seyahetinde cebindeki paraların hepsini gemi mürettebatına bahşiş olarak dağıtacak kadar cömertti. Türkiye'ye gittiği dönemlerde, THY ofisini arayıp business class biletinin fiyatını öğrenip, biletini ekonomi sınıftan alan ve business class ile ekonomi sınıfı arasında fiyat farkını bir hayır kurumuna yapacak kadar da ince düşünceliydi. Türkiye’ye ilk kez 1985’te, son olarak da 2011’de ziyaret etti.

Şehzade Osman Bayezıd, Şadiye Hadice Sultan ve Şehzade İbrahim Tevfik çiftinin üç oğlundan hayatta kalan tek oğluydu. Kardeşi Mehmed çocukken geçirdiği zatüre nedeniyle vefat etti. 1924-1941 yılları arasında Fransa'da yaşayan Şehzade Bayezıd Efendi, annesi ile babasının ayrılmasının ardından üvey babası ve kardeşi Şehzade Burhaneddin Cem ile birlikte ABD'ye yerleşti. Annesi Şadiye Hadice Sultan, baba tarafından da varlıklı bir ailenin kızıydı. Babası, 93 Harbi kahramanı Çürüksulu Gürcü Bahri Paşa'ydı. İstanbul Salacak'taki ünlü kırmızı Çürüksulu Yalısı, dedesinin yeğeni Çürüksulu Ahmet Paşa'ya aitti.  

Şehzade Osman Bayezıd Efendi'nin, Kadriye, Fatma Zehra, Rabia Nilüfer, Ayşe Fethiye, Fevziye isminde baba bir, anne ayrı kızkardeşleri oldu. Yıllar sonra ağabeyi Şehzade Burhaneddin Cem, kız kardeşi Nilüfer'i Cezayir'de buldu. O sırada Şehzade Bayezıd Efendi de Amerikan ordusunda görevliydi. Nilüfer, sonraki yıllarda kardeşlerinin de yardımıyla ABD'ye yanlarına geldi ve ömrünün sonuna kadar da ABD'de yaşadı. Kardeşlerinden bugün hiçbiri hayatta değil. En son olarak, uzun yıllar UNESCO'da çalışan Fevziye Sultan 9 Nisan 2014'te Fransa'da hayatını kaybetti. Şehzade Osman Bayezıd'ın kendisi gibi New York'ta yaşayan ağabeyi Burhaneddin Cem de 2008'de New York'ta vefat etti.

Hanedan Reisi’nin sürgün yıllarını anlatırken hep sorduğu bir soru vardı: ''24 saat vaktiniz var. Ne taşıyabiliyorsanız alabilirsiniz,' denmiş. Ama ne taşınabilir ki! Annem düğün çeyizini dahi alamamış,'' diyordu.
Yola çıktıklarında, Türkiye'de kalmak istemeyen biri annesine yalvardı, ''Beni de yanınızda götürün,'' dedi. Kim olduğunu sorduklarında, babası İbrahim Tevfik'in ikinci eşi olduğunu söyledi. Fransa'ya birlikte gittiler. Altı ay sonra Fransız polisi Şehzade İbrahim Tevfik'i tutuklamaya eve geldi. Çünkü sınırdan geçerken Prenses İbrahim Tevfik adını taşıyan iki eş vardı. Durumu izah edip tutuklanmaktan kurtuldu.


SORBONNE, PRINCETON VE NYU'DA EĞİTİM
Liseyi Fransa'da okuyan Şehzade Bayezıd Osman, sonraki yıllarda Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'nde de eğitim gördü. Bir süre bir sanat okuluna gitse de devam etmedi. ABD'ye gelmeden önce ağabeyi Cem ile birlikte İngilizcesi'ni geliştirmek için İngiltere'ye gitti. İlk yıllarda İngilizcesi'nin kötü olduğunu söylüyordu.

Fransa'da kaldığı yıllardan aklında kalan anılardan biri de kuzeni son Halife Abdülmecid Efendi'nin kızı ve dünyanın en zengin adamlarından Haydarabad Nizamı’nın oğlu Azam Chan’la evli olan Dürüşehvar Sultan'ın, Fransa'nın bağımsızlık günü olan 14 Temmuz 1940 yılındaki kutlama törenlerine katılıp Alman asıllı aktris ve ses sanatçısı Marlene Dietrich'i Paris'taki Opera binası önünde dinlemek istemesiydi. Ancak Dürüşehvar Sultan, boynunda çok değerli bir mücevher kolye takarak, kalabalığa karışmak niyetindedir. Osman Bayezıd, ''Kalabalıkta çalınır,'' diye uyarınca, bu kez kolyeyi sırtından tarafa sarkıtır. Dürüşehvar Sultan'ı kolyeyi takmamaya ikna edemeyeceğini anlayan Şehzade Bayezıd Efendi, annesinin yardımcılarından birine gece boyunca gözünü kolyeden ayırmama talimatını verir. O günden aklında kalan bir başka detay da Marlene Dietrich'in sesini ve sahne performansını da beğenmemesi.

Paris'ten bir süre yaşadıktan sonra Nice taşınan aile, Şadiye Hadice Sultan'ın annesinden kalma malları satıp bir apartman dairesi aldı. Şadiye Sultan, Şehzade İbrahim Tevfik'ten ayrılınca da evi eşinin üzerine yaptı, 10 yıl boyunca da bankadan belli bir maaş ödenmesi için talimat verdi. Annesi Şadiye Sultan, çok güçlü bir kişiliğe sahipti. O yıllarda bir kadının tek başına yapması zor görünen işlerin üstesinden geldi. Tek başına Fransa'dan Romanya'ya gitti. Çok zengin olan annesine ait malları sattı. Ülkeden kovulduklarına üzgündü. Asla geriye bakmadı. Çocuklarına da mümkün olduğunda Türk bilinci ve kültürü aşılamaya çalıştı. Güçlü kişiliği çevresince de bilinen karizmatik bir yapısı vardı.

Şadiye Hadice Sultan, Fransa'da iken karşı komşuları olan üvey babası ile İbrahim Tevfik'in ölümünden sonra evlendi. Tanışmaları da oturdukları apartmanların sahiplerinin aylık olağan toplantılarında karşılaşmaları ile oldu. Toplantılarda Şadiye Sultan'a aşık olan eşi, kendisi ile tanışabilmek için araya aile yakınlarını soktu. Hatta o sıralar Enver Paşa'nın kardeşi Kamil Paşa ile evli olan Naciye Sultan, evindeki bir davette Şadiye Sultan'ı taliplisi ile buluşmasına vesile oldu. Şadiye Sultan, Naciye Sultan'a, ''Eğer bir daha benim bulunduğum ortama davet edersen, bir daha seninle konuşmam,'' diyerek rest çekti. Ancak sonra ısrarlar karşısında daha fazla direnemedi ve eşinin ailesini görmek ve yakından tanımak için Fransa'dan ABD'ye geldi. Kayınvalidesi ve iki görümcesi ile tanıştı. Birbirlerinden pek hoşlanmadılar. Koyu Katolik olan aile, oğullarının Müslüman biriyle evlenmesine annesi karşı çıktı. Ancak evlilik ailenin karşı çıkmasına rağmen gerçekleşti. Şadiye Sultan, iki oğlunun yanı sıra kızları yanında ABD'ye getirmek istedi ancak mahkeme izin vermedi.

31 Aralık 1931 yılında vefat eden eşi İbrahim Tevfik Efendi, çok hassas ve titizliği ile bilinen, paraya önem vermeyen, hatta elini sürmeyen biriydi. Şehzade Bayezıd Osman Efendi, babasının çok iyi piyano çaldığını hatta piyanist olarak çalışması için Fransa'da farklı müzik evlerinden teklif aldığını söylüyor. ''Paris'in Carnegie Hall'ü olarak bilinen müzikholü trenle tüm Fransa'da bir tur teklif etti, babam İbrahim Tevfik bunu kabul etmedi,'' diyor. Babasının 12 kadar papağını ve farklı evcil hayvanları olduğunu hatırlıyor. Papağanlardan birisini kendisine, birini de ağabeyi Cem'e hediye etmiş. Kendi papağanının evdeki herkese kök söktürdüğünü anlatıyor. Babasını hatırladığı son sahne ise üzerinde İ ve T harfleri bulunan bir ipek şalı annesine hediye etme sahnesi. Babasının mezarını yıllar sonra Nice'de ziyaret de etti.

Aile sürgüne çıkarken yanlarında iki kalfaları vardı: Cenan ve Rengin Kalfa. Rengin Kalfa bir süre Naciye Sultan'ın sonra da Dürüşehvar Sultan'ın yanında hizmete devam etti. Sonra ABD’ye ailenin yanına geldi. Cenan Kalfa da, Bayezıd Efendi'nin kızkardeşi Masume ile Lübnan'a yerleşti. Şehzade Bayezıd Efendi, ''Rengin Kalfa'yı aşmadan Dürüşehvar Sultan'ı göremezdiniz. Hatta bir defasında bana, 'Kendisine sorayım, sizinle görüşmek istiyor mu?' dedi. 'O benim kuzenim elbette görmek ister,' deyip bekletme talebini geri çevirdim,'' diye anlatıyor. Rengin Kalfa, Şehzade Bayezıd Efendi'den sorumluydu. Ömründe hiç çocuk bakmamıştı. ''Çok şişman bir bebektim. Ancak Rengin bana bakmaya başladıktan sonra çok zayıflamışım. Annem kalfaya neden zayıfladığımı, yemek yeyip yemediğini sorunca, kalfa günde iki yemek kaşığı sütlaç verdiğini söylemiş. Kalfa nerdeyse bakımsızlıktan açlıktan ölümüne neden oluyordu,'' diye gülerek anlatıyor. 

1941'de ağabeyi Cem'le New York'a ilk geldikleri günü de hatırlıyor. Kardeşi ile dünyanın ilk gökdelen tarzı rezidansları olarak inşaa edilen Tudor City Apartmanları'nda oturdukları dairenin dar ve ince penceresinden dışarı bakıp, ''Sanırım çok fakiriz. Yoksa bu kadar küçük pencereli bir evde oturmayız,'' diye konuştular. Fransa'da oturdukları evlerin hepsi büyük pencereliydi. Sonra Park Avenue ve Sutton Place 57th Cadde'de oturdular. ABD'de o yıllarda aileden Sultan 2. Abdülhamid'in oğlu Burhaneddin Efendi, oğulları Osman Ertuğrul Efendi ve Fahreddin Efendi yaşıyordu. Sultan Reşad'ın torunu olan Mihrimah Sultan bir dönem New York'ta kendilerinde kaldı. Çocuklukta en iyi arkadaşları Enver Paşa'nın eşi olan Naciye Sultan'ın çocukları Aliye Enver ve Rana'ydı.

TÜRKİYE'YE İLK KEZ 1985'TE GİTTİ
Hayatının büyük bir kısmı Amerika'da geçen Hanedan Reisi, Hanedanın erkek üyelerine ülkeye dönüş yasağı 1974 yılında kalkmış olmasına rağmen, Türkiye'yi ilk kez annesinin ısrarı ile 1985 yılında ziyaret etti. Şadiye Sultan, eşi vefat edince Türkiye'ye dönmüştü. ''Annem benim gözümle bir kez Türkiye'yi gör,'' dedi. ‘’ABD’de binbir güçlükle kazandığım parayı bizi ülkemizden kovanlar için harcamak istemedim,’’ diyor. ‘’Gittiğimde ülkeyi çok beğendim. Banka sırasında yaşlı olduğumu gören gençler bana sandalye getirdiler. Çok hoşuma gitti,'' diye anlatıyordu. Sonraki yıllarda her yıl düzenli olarak Türkiye'ye giden Şehzade, zaman zaman ''New York'tan bıktım, Türkiye'ye yerleşeceğim'' diye söylense de, tamamen Türkiye'ye yerleşmeyi hiç düşünmediğini söylüyordu. Annesi Türkiye'ye gittiğinde, takip etmesi için gizli polisler de izlerdi. Bayezıd Efendi, bir seferinde, ağacın arkasına saklanmayı deneyen ancak şişman olduğu için görünen polisi annesinin yanına çağırıp ''Madem tüm gün beni takip edeceksin. Bir işe yara. Alışveriş poşetlerini taşı,'' dediğini anlatıyor.

İlk Türkiye ziyaretinde dedelerinin yaptırdığı sarayları da gezdi. Dolmabahçe Sarayı'nı ziyaret ettiğinde camların kir içinde olduğunu görünce dayanamayıp görevliye, ''Burası turistik bir yer. Saray camlarının kir, pas içinde olması utanç verici, neden temizlemiyorsunuz?'' dedi. ''Ödenek yok,'' cevabını aldı. ''Ben yarın elimde bir kova ve sabunlu su ile gelip temizlerim, bunun için ödeneğe ne gerek var,'' diye çıkıştı. Bir sonraki gidişinde camları temiz gördüğünü söylüyor. Saraylar içerisinde de en çok beğendi sarayın Dolmabahçe olduğunu ifade ediyordu.

ÜVEY BABASININ FABRİKALARINDA SAĞ KOLUYDU
Osman Bayezıd Efendi ilk işine de pek çok farklı sektörde fabrikaları olan üvey babasının yanında başladı. Plastik çerçeve ve ordu için radyo parçaları üreten fabrikaları vardı. Manhattan'da sabah 7.00am akşam 11.00pm arası, fabrikalarla ilgili her türlü işte üvey babasına yardımcı oldu. ''Fabrikalarda herşeyle ilgilendim, hatta çöpleri bile dışarı atıyordum,'' diye anlatıyordu. Üvey babası ölene kadar da fabrikalarda yöneticiliğe devam etti. 1952 yılında vefat edince de kendisine başka bir iş aramaya başladı. Bir arkadaşı, ''Çocukları seviyorsun, neden kütüphanenin çocuk departmanında çalışmıyorsun?'' dedi.

New York kütüphanesine başvuruda bulundu. Referans olarak da Manhattan bölgesinin direktörü olan arkadaşının tavsiye mektubunu ekledi. Aradan hayli zaman geçmesine rağmen ses çıkmayınca, telefon açtı. Manhattan'ın Downtown yakasında bulunan Hudson Park Library yetkilisi, ''Bir Türk dışında kimseden başvuru için bir talep gelmedi,'' deyince. ''Türk olmasında ne sakınca var,'' dedi.  Anne ve babası diplomat olan ve Türkiye'deki görevleri esnasında dünyaya gelen kütüphane görevlisi, kendisinin de kısmen Türk olduğunu söyledi. Görevlinin kabulu sayesine aynı kütüphaneye çevirmen olarak girdi. Beş yıl Hudson Library'de çalıştıktan sonra New York Kütüphanesi'nin şubelerinden biri olan Manhattan'da 53'ncü Cadde'de 5. ile 6. Avenue arasındaki Donnell Library Center'e geçti. Toplamda 45 yılını New York kütüphanelerinde çeviri yaparak harcayan Bayezıd Efendi, 1997 yılında emekliye ayrıldı. Emekliliğinden sonra çeviri bölümünde kimse olmadığı için tekrar çağrıldı. Kütüphane, 30 Ağustos 2008'de yıkılıp yerine 35 katlı yüksek katlı bir bina yapıldı. Kütüphane de başka bir binaya taşındı. 

Kütüphanede işi, Latin alfabesi ile yazılmayan eserlerin kısa özetlerini çevirmekti. Metinler üzerinde Farsça, Arapça, Ermenice, Hintçe, Urduca, Polonyaca, Baltık dilleri, Kiril alfabesi gibi 15 dilde çevirmenlik yapabilen Osman Bayezıd Efendi, Türkçe dışında Farsça, İtalyanca, İngilizce, Fransızca ve Portekizce konuşabiliyor. Portekizce'yi de ABD'ye gelmeden önce 1 yıl kaldığı Portekiz'de öğrendi. Şehzade ayrıca eski Türkçe ile okuma ve yazmayı da biliyor. Annesi ve ağabeyi Burhaneddin Cem'in annesi ile sürekli olarak Eski Türkçe ile mektuplaştıklarını söylüyordu.  

Yaptığı çeviriler Library of Journal'de yayınlanıyordu. Kütüphane yetkililerin Ermenice ve Yunanca'dan yaptığı çevirilerin altına iki toplumun Türkler'le arasındaki tansiyondan ötürü imzasını atmamasını istediklerini söylüyor. İmza olarak ''New York Public Library üyesi tarafından gözden geçirildi'' imzası attığı çeviriler nedeniyle kendisiyle kütüphaneye tanışmaya gelen Ermenilere ve Yunanlılara da, ''Şu an burada yok,'' diye geri gönderiliyordu. Şehzade Bayezıd, The New York Public Library Retirees Association üyesiydi. Yıllık toplantılarına katılıp eski arkadaşları ile hasret gideriyordu. (Foto: Ahmet Ze)