21 Mayıs 2012

 


Çin’de Burger King’i Türk Firması Alıyor

Çin'deki Burger King zincirini TAB Gıda yönetecek. Ülkedeki 85 restoran da şirketin bünyesine katılacak. TAB Gıda, 1.3 milyar Çinliye Burger King yedirmeye hazırlanıyor. Vahap Munyar Hürriyet Gazetesi'ndeki köşe yazısında konuyla ilgili şunları yazdı: "TAB Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Erhan Kurdoğlu’nu görünce, Şubat ayında Burger King’in Miami’deki (ABD) merkezine şubat ayında birlikte yaptığımız ziyareti anımsattım.


 


- Sizinle daha önce yurtdışında Burger King operasyonu planladığımızı konuşmuştuk.

- Evet, hedefleriniz arasında Çin’deki Burger King zincirini yönetmek de vardı...

- Çin’in tamamındaki Burger King zincirini siz mi yönetip, yönlendireceksiniz?

- Öyle olacak.

- Çin’de şu anda kaç Burger King restoranı var?

- 85 restoran bulunuyor.

- Onlar da TAB Gıda bünyesine mi geçecek?

- Tamamını biz yöneteceğiz...

Kurdoğlu’nun geçen Aralık ayında Çin’le ilgili verdiği bazı rakamları anımsadım: Çin’de KFC’nin 3 bin, McDonald’s’ın 1000, Burger King’in ise 85 restoranı var. Çinliler hamburgere yeni yeni alışıyor. Biz orada çok iyi bir büyüme yakalayabiliriz.

TAB Gıda, 430’u aşkın restoranla Burger King’in dünyadaki en büyük franchiseri konumunda bulunuyor... Bu yıl 500 restorana ulaşma hedefiyle yoluna devam ediyor...

Yurtdışında ise Makedonya ve Gürcistan’da operasyonları yönetiyor...

1.3 milyar nüfuslu Çin’deki Burger King zincirini üstlenmek, yönetmek ve büyütmek, TAB Gıda’yı çok farklı bir kulvara taşıyacak gibi görünüyor..."
 

Özbekistan’da Türk Şirketlerin Başı Dertte

Özbekistan’da yatırımı bulunan Türk firmaları şu sıralar adeta diken üzerinde. Onlarca firmaya el konulduğu öğrenildi. Firmasına el konulan şirket sahiplerinden kimileri aylarca tutuklu kaldıktan sonra sınırdışı edildi. Özbekistan cezaevlerinde 50 kadar Türk bulunurken, Türkiye’ye dönen şirket sahipleri, can güvenlikleri olmadığı gerekçesi ile bir daha Özbekistan’a gidemediklerini söyledi.


 


Özbekistan’da benzer durum içinde olan firma sayısı 60 olarak ifade ediliyor. Artvinli Vahit Güneş ve kardeşleri Türkiye’deki yatırımlarından sonra 2003’te Özbekistan’da da yatırım yapmaya başladı. 7-8 yıl içinde Özbekistan’daki işlerini önemli bir noktaya taşıyan Vahit Güneş’in başında bulunduğu Turkuaz Grup, bu ülkede 4 AVM açtı, bin 200 kişi çalıştırdı, çeşitli alanlarda 18 ayrı şirket kurdu.

Özbekistan’da 9 aya yakın tek bir hücrede tutulması olayını “Özbekistan’da cehennemi yaşadım” sözleri ile dile getiren Güneş yaşadıklarını şöyle ifade etti: “2 Mart 2011 günü, saat 10.30 sıralarında AVM’de bulunduğum sırada 300 kadar silahlı- maskeli kişi AVM’nin etrafını sardı. Bir anda neye uğradığımızı şaşırdık./_np/6743/16336743.jpg Beni ofisimde tuttular. Başımda 50 kadar silahlı kişi bulunuyordu. 7-8 gün beni ofiste tuttular.

Ben içerde ofiste tutulduğum sırda AVM’yi yağmaladılar. AVM’nin kapısına getirilen kamyonlarla yağmalama yapıldı. Tutuklanmam için bir kılıf uydurduktan sonra cezaevine konuldum. 9 aya yakın tek başıma bir hücrede tutuldum. O kadar acı şeyler yaşadım ki… En son kardeşim 700 bin dolar fidye ödeyerek çıkabildim.

Özbekistan’daki 4 AVM’miz, 18 şirketimiz gitti. Zararımız en az 50 milyon dolar. Bin 200 çalışanımız vardı bütün hepsini kaybettik. Mal varlığımız gittiği gibi canımız da gidiyordu. Cezaevinde sahip olduğum eşyaları, cep telefonumu bile alamadan Özbekistan’dan çıktım. O ülkede onca malvarlığım olmasına ceketimi alıp çıkabildim.”

Vahit Güneş, kendilerine yönelik suçlamaların el koyma gerekçelerinin, 'vergi kaçırma ve dini yayın bulundurma' şeklinde ifade edildiğini söyleyerek “Bize yönelik operasyon için bahane aradılar. Grubumuza ait şirketlerin tümünde yapılan incelemelerde suç unsuruna rastlanmadı. Sadece gümrük antreposunda ve depolarda 60 bin dolar değerindeki malın evraksız olduğunu iddia etiler” şekline konuştu.

Vahit Güneş şimdilerde el konulan malvarlığını kurtarmak için Tahkim Davası açmaya hazırlanıyor.

Sayaçları neden pahalı sattınız cezası

Federal Group bünyesindeki Federal Elektrik yöneticisi Asım Kayan da, geçtiğimiz yıl tutuklu kalan bir diğer isim. 365 gün boyunca tutuklu kaldığını söyleyen Kayan “Federal Elektrik olarak Özbekistan Devleti ile ortak bir şirket kurduk. Doğalgaz sayaçlarının satışını yapıyorduk.

Türkiye’ye gelmek üzere olduğum sırada havaalanında alındım. 365 gün boyunca tutuklu kaldım. Suçlamada gerekçe gaz sayaçlarını pahalı sattığımız yönünde oldu. Tabi bu bir bahane. Oraya yatırım için ciddi hazırlıklar yaptık. Federal Elektrik olarak 20-25 milyon dolar zararımız oluştu. Ben tutuklu olduğum süreçte, diğer çalışanlarımız da dönmek durumunda kaldı. Şirket kapalı durumda” bilgisini verdi.

300 dolarlık fiş için fabrikaya el konuldu

Özbekistan’da 120 kişinin çalıştığı tekstil atölyesi ve satış mağazası bulunan Levent Karabayır ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “2006 yılında 200 bin dolarlık bir yatırım yaptık. Tekstil ürünleri üretiyorduk. Bir yanda da ürünleri mağazada satıyorduk. Benim Türkiye’de bulunduğum 15 Aralık 2010 günü önce mağazaya gelmişler, daha sonra fabrikaya gitmişler. Gerekçe ise mağazada fiş kesilmemesi…

Fiş kesilmeyen ürün tutarı ise toplasanız 300 dolar değil. Tabi fiş olayı bahane… Bize orada yüklü bir ceza kesildi. Cezayı ödedim. Benim Özbekistan’a girişim yasaklandı. Mağazayı kapattık. Oradaki bazı dostlar aracılığı ile kurtulduk. Ama orada başımıza neler geldi bir biz biliyoruz. Fabrikamın başında ise Özbek bir müdür bulunuyor. Fabrikamı onlar işletiyor. Gidemediğim için fabrikamı da alamıyorum. El koyma olayları 2010’un sonunda başladı. En son dün (önceki gün) 4 firmaya daha el konulmuş” bilgisini verdi.

Müşteri bulunsa satıp gelecekler

Kimi şirket sahipleri ise adlarının yazılmasını istemiyor. Gerekçe ise halen Özbekistan’da tutuklu personellerinin bulunması ve işyerlerinin bulunması… Adının yazılmasını istemeyen bir şirket sahibi iki personelinin 1.5 yıldan bu yana tutuklu odlunu ifade etti.

“Biz ne yaptık da bütün bunlar başımıza geldi” diyen aynı kaynak: “Ekonomik olarak çöktüm. Özbekistan’daki üretim yerimiz durma noktasında. Tutuklu çalışanlarımın ailelerin bakmak durumundayım. Ben kendim de Özbekistan’a gidemiyorum. Malımızı canımızı nasıl kurtaracağız bilmiyorum. Burada da borç içindeyim. Ve üstelik damgalanmak ayrı bir zulüm… Şuan Özbekistan’dan bir çok firma malını satıp gelmek istiyor. Ancak müşteri bulamıyor.” Dedi.

Ceketimi bile alamadın çıktım

Bir başka firma sahibi ise şunları söyledi: “Orada tutuklu olan personelim var; onları kurtarmaya çalışıyoruz. Size şu kadarını söyleyeyim. Orada ceketimi bile alamadın çıktım. Eşyalarım dahi orada. Ki biz 'Özbekistan’ın Koç’u olarak anılıyorduk. Şimdi burada garibanları oynuyoruz. Üstelik Türkiye’de aldığımız malların da borçları da sırtımıza bindi. El konulan mallarımızı kurtarmamız uzak bir ihtimal…”
(Dinçer Gökçe, Hürriyet)

Danimarka’da cami açılışı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Danimarka'nın Horsens şehrinde Yunus Emre Camisi'ni ibadete açtı. Aarhus'taki Selimiye Camisi'nin açılışını yaptıktan sonra Horsens'e geçen Başkan Görmez'i, Belediye Başkan Yardımcısı Peter Sörensen, Sonderbro Kilisesi Papazı Ebbe Elm, bazı polis yetkilileri, bölge halkı ve Türk cemaati karşıladı. Sörensen, burada yaptığı konuşmada, Danimarka'nın dernekler ülkesi olduğunu belirterek, derneklerin insanları bir araya topladığını, cami derneğinin de gençleri tehlikelerden uzaklaştırıp birleştirecek olmasından dolayı çok mutlu olduklarını söyledi.


 


Sörensen, Diyanet İşleri Başkanı Görmez'in de şehirlerine gelmesinden memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Başkan Görmez de toprağın insanlar için çok büyük şeyler ifade ettiğini, kim olduğuna bakmaksızın insanlara cömert davrandığını, insanların aynı şekilde birbirine cömert davranması gerektiğini belirtti. Konuşmaların ardından Görmez, Belediye Başkan Yardımcısı Sörensen ve Papaz Ebbe Elm ile Yunus Emre Camisi'nin açılış kurdelesini kesti.

Bu arada, Görmez'in konuşması Danimarka diline çevrilirken, tercümanın bazı Türkçe kelimelerde zorlanması gülüşmelere neden oldu. AA
 

Türkiye ile Hollanda Arasındaki Resmi İlişkilerin 400. Yılı

Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400 yılı etkinlikleri kapsamında Lahey'de açılan sergide, 1612 yılından bu yana iki ülke arasındaki resmi yazışmaların orijinal metinleri görücüye çıktı. Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400. yıl dönümü çerçevesinde Hollanda Ulusal Arşivi'nde düzenlenen ''Prens ve Paşa'' adlı serginin açılışına katılan Büyükelçi Uğur Doğan, 2012 yılı boyunca iki ülkede çok sayıda etkinliğin planlandığını söyledi.


 


Sergide, 1612 yılından bu yana iki ülke arasındaki resmi yazışmaların orijinal metinleri yer alıyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun Hollanda'ya verdiği kapitülasyonlarla ilgili anlaşmanın orijinal metni sergiyi gezenlerin ilgisini çekti.

Serginin açılışına Türkiye'nin Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral'ın yanı sıra Hollanda Ulusal Arşiv Müdürü Martin Berndse ile aralarında Kanada, İngiltere, Cezayir ve Vietnam'ın da yer aldığı 12 ülkenin büyükelçileri katıldı.

-''Bu belgelerin hepsi Hollanda ile aramızdaki işbirliğinin özel oluşuna işaret ediyor''-

Sergide yer alan eserlere bakıldığı zaman geçmişten bu yana Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerde hiçbir sorunun yaşanmadığının net bir şekilde görüldüğünü kaydeden Uğur Doğan, bu iyi ilişkileri geleceğe taşıma amacında olduklarını ifade etti.

''Bu belgelerin hepsi Hollanda ile aramızdaki işbirliğinin özel oluşuna işaret ediyor'' diyen Doğan, ''İlişkilerimizin iyiliği konusunda hiçbir tereddütümüz yok. Çünkü 400 yıllık birikim o gücü bize veriyor. Bütün mesele, bunun, gerek Hollandalılar tarafından gerekse özellikle burada yaşayan Türkler tarafından iyi anlaşılmasıdır. Bu vesile ile buradaki Türk vatandaşlarımızın bu sergiyi gezip görmelerini tavsiye ediyorum. Bu ziyaretlerin kimliğimizin anlaşılması açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum'' diye konuştu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Hollanda'yla imzaladığı ilk anlaşmanın orijinal metninin de sergide yer almasının önemli olduğuna değinen Doğan, diplomatik ilişkilerin başlangıcını gösteren bu belgenin değerli bir hazine niteliği taşıdığını söyledi.

Hollanda'nın küçük bir devlet olmasına rağmen Osmanlı döneminde ayrıcalık alan ülkeler arasında yer aldığına dikkati çeken Büyükelçi Doğan, ''Bu çok önemli. Osmanlı döneminde ilk ayrıcalıkları alanlar o devrin büyük devletleri olmuş. İngiltere Fransa ve Venedik gibi. Hollanda'nın bu ayrıcalığı almış olması çok önemli. Çünkü Hollanda küçük bir ülke ve hatta bazı ülkeler tarafından devlet olarak bile tanınmıyor'' ifadesini kullandı.

Serginin açılışına 12 ülke büyükelçisinin katılmasının Türkiye'ye verilen önemin bir göstergesi olduğunun altını çizen Doğan, Türkiye'nin geçmişi kadar bugünün de dünyada ilgi uyandırdığını anlattı.

''Her zaman söylediğimiz gibi gerek geçmişimizle, gerekse yarınımızla her zaman gurur duymalıyız'' diyen Doğan, bunun boş bir gurur olmadığını sergiyi gezen herkesin şahit olduğunu ifade etti. AA
 

Güney Afrikalı Maden Milyoneri ODTÜ Mezunları

Güntay Şimşek - Habertürk - Güney Afrika’da 3 Türk’ün böylesine ilginç bir gelişmeye imza attığını birisinden duymuş olsaydım, inanmazdım. Ama geçen hafta gidip gözlerimle görünce durum değişti. Alt orta sınıf aileden gelen ODTÜ mezunu 3 genç mühendisin sıfırdan başlayıp kısa sürede Güney Afrika’da 300 milyon dolar ciro yapan bir şirketle karşımıza çıkmaları ancak yerin altında maden bulmakla açıklanabilir.



Zaten onlar da madeni önce Güney Afrika’da bulmuş, sonra Türkiye’deki yatırımlarıyla 2011’de isimlerinin baş harflerinden oluşan VTG Holding’i kurmuşlar. Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Kantarcıgil (1976) Türkiye’de holdingin başında durup Güney Afrika ve Kolombiya’daki yatırımları yakından takip ederken, yurtiçinde de ülkemizin en büyük nikel rezervinin bulunduğu Manisa’daki Europan Nikel’den (ENK) 40 milyon dolara satın aldıkları Çaldağ Nikel Madencilik AŞ’yi 450 milyon dolar yatırımla hayata geçirmeye çalışıyor. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vuslat Bayoğlu (1974) ve yönetim kurulu üyesi Tarık İmre (1973) ise ağırlıkla Güney Afrika’da geleceklerinin mimarı olan Johannesburg yakınlarındaki kömür sahalarının başında duruyor.

Hikâyeleri ise oldukça ilginç. Birkaç defa ortak girişimlerde bulunmuşlar, hatta ofis açmak için 8 bin dolar para bulmakta bile zorlanmışlar. Ve açamamışlar. Güney Afrika’da tekstil işine girip başaramamış ve tekrar dibe vurmuşlar. Ama madencilik alanında üçünün de çeşitli yerlerde küresel tecrübeleri oluşmuş.

Ve bir gün şanslarını bu alanda denemeye karar vermişler. Ellerindeki yaklaşık 200 bin dolarlık birikimle kömür keşif sahalar alıp sondaj çalışmalarına başlamışlar. Fakat yapılan 10 yakın sondaj hep negatif olmuş ve paralarını eritmiş. Son bir şans olarak sondaj yapan şirket sahibinin önerisiyle, keşif sahasındaki bataklıkta sondaj yapılmış. Ve aranan kömür yaklaşık 5 metrelik derinlikte bataklıkta bulunmuş ve 3 ODTÜ’lü kafadarın geleceğini değiştirecek adımın başlangıcı olmuş. Bataklıktan zirveye doğru dersek yanlış olmaz.

Yönetim Kurulu Başkanı Kantarcıgil Meksika, Dubai ve Güney Afrika’da altın ticareti ve maden alanında faaliyet gösteren şirketlerde profesyonel yöneticilik yapmış. Bayoğlu’nun Güney Afrika tecrübesi çeşitli işkollarında olmuş, son olarak kömür ticareti yaparak, kömürün değerini keşif sahalarıyla taçlandırmak için arkadaşlarıyla yola çıkmış. İmre ise Güney Afrika’da yüksek lisans yaparak başarılarına teorik katkı sağlayacak tarafı da ihmal etmemiş. Neticede üçünün de yolu ODTÜ’den sonra Güney Afrika’da kesişmiş, ancak madenciliğe başlama kararını Dubai’de almış, eşzamanlı olarak Türkiye ve G.Afrika’da 2006’da şirket kurmuşlar. İlk işleri de kömür ticareti olmuş. VTG Holding, Afrika’da, Hakkano Colliery ve Schoongezicht isimli kömür madenlerinde üretim yapıyor, 5 sahada ise arama faaliyetini sürdürüyor. Yıllık 2 milyon ton kömür üretimi gerçekleştiren şirket, üretiminin yüzde 70’ini G.Afrika’dan Türkiye, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan ile Doğu Afrika ülkelerine ihraç ediyor.

Hakkano Colliery kömür madeninde yıllık 1 milyon ton 6 bin-6 bin 300 kcal/kg kömür üretiliyor ve toplam rezervi 9.6 milyon ton. Diğer kömür madeninde ise yıllık 1 milyon ton üretim yapılırken, onun toplam rezervi ise 8 milyon ton. Fakat asıl önemlisi, 3 genç mühendisin yurtdışında bu işi yapabilme becerisini göstermekle kalmayıp sürekli geleceği hedeflemeleri. Çünkü G.Afrika’da diğer 5 saha içinde yer alan Old Largo’da ise bu yıl içinde üretime başlamayı planlıyorlar. Başta Türkiye olmak üzere dünyanın çeşitli noktalarında faaliyet göstermek için hedefleri var. VTG Holding’in Güney Afrika’daki tesisi ise ülkenin yıllık 320 milyon ton civarındaki kömür üretiminde yüzde 1.5 paya sahip.

G. AFRİKA'DA 10 YILLIK REZERV
G.Afrika’daki rezervi 10 yıl daha üretime yeterli olan VTG, kömür ihracatını artırmak üzere, Maputo Limanı’nda yıllık 1 milyon ton, Richards Bay Kömür Terminali’nde 175 bin ton ve Richards Bay Limanı’nda 200 bin ton olan stok alanını şirket alarak artırmayı planlıyor.

GÜVENLİK İÇİN AYLIK DENETİM YAPTIRIYOR
G.Afrika, önemli madencilik ülkeleri olan ABD, Avustralya ve Kanada gibi maden sektörü üzerinde son derece gelişmiş bir denetim mekanizmasına sahip olması sebebiyle VTG de çalıştırdığı madenlerde, keşif hakları, maden ruhsatları nedeniyle oluşacak sağlık, güvenlik ve çevre riskleri konusunda aylık denetim yapan bağımsız firma ve danışmanlarla çalışıyor. Ayrıca istihdam ettiği işyeri doktorları, çevre mühendisleri ve maden güvenliği uzmanları da var.

G. AFRİKA'DAKİ OPERASYONLARINI BÜYÜTECEK
VTG, ülkedeki 2 milyon ton olan üretim kapasitesini 2012 yılı içerisinde 6 milyon tona yükseltecek. Üretimin yanı sıra, ülkedeki kömür ihracat hacmini de büyütmek isteyen şirket, bu kapsamda liman ve terminallerdeki stok alanı kapasitesini şirket satın alarak artıracak. VTG Holding öte yandan, 2012 yılı içerisinde Güney Afrika’da yeni bir kömür yıkama tesisini devreye sokacak.

Hollanda İşadamlarına Vizeyi Kaldırdı

Hollanda Danıştayı, Türk işadamlarının bu ülkeye vizesiz girebileceklerine ve ikamet izni almadan 3 ay kalabileceklerine karar verdi. Türk işadamı Cahit Yılmaz'ın 14 Şubat 2011 tarihinde Haarlem Mahkemesinde kazandığı davaya Hollanda Göç ve Mülteciler Bakanlığı'nın yaptığı itirazı değerlendiren Danıştay, Yılmaz'ın davasını bireysel nedenlerden dolayı bozdu.


 


Danıştay, kararında, Hollanda'nın Türk işadamlarına uyguladığı vizenin haksız olduğuna karar vererek, Türk işadamlarının ülkeye vizesiz girebileceklerini ve en fazla 3 ay ikamet izni almadan kalabileceklerini hükmetti.

Danıştay, Hollanda'nın uyguladığı vize kararının Türkiye ile AB arasında imzalanan 1963 tarihli Ankara Antlaşması'nın 9. Maddesiyle, 1973 tarihli katma protokolün 41. maddesine aykırı olduğuna karar verdi.

Uzun yıllardır bu yöndeki hukuki mücadeleyi yürüten ve Cahit Yılmaz'ın da avukatlığını yapan Ejder Köse ve Ali Durmuş, Danıştay'ın aldığı kararın tarihsel önemde olduğunu belirterek, "Bu karar tüm vatandaşlarımıza hayırlı olsun" dedi.

Davanın iki boyutu olduğunu, birinci boyutunun bireysel, ikinci boyutunun ise genel olduğuna işaret Köse, Avrupa çapında ilk kez alınan bu kararın Hollanda özelinde emsal teşkil ettiğini söyledi.

-"Siyasi kararı bekleyin"-

Kararın yalnızca işadamlarına yönelik kısa süreli vizesiz hakkı barındırdığını ifade eden Köse, vatandaşlara herşeye rağmen vizesiz gelmemeleri uyarısında bulunarak, bu konuda siyasi kararın beklenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

"Bu daha ilk kararımız ve bütün Türk vatandaşların vize muafiyetini elde edene kadar mücadele edeceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın" diyen Köse, şöyle konuştu:

"Bu karar gereği hukuken Türkiye'den Hollanda'ya gelen Türk işadamları pasaport, ticaret odası sicil kaydı, meslek odası kaydı, Hollanda'da iş görüşmesini teyit eden bir davet mektubu gibi belgelerle beraber vizesiz girişte ısrar edebilirler. Ancak yine de vatandaşlarımızı uyarmak istiyoruz. Kendilerine şimdilik vizesiz gelmelerini tavsiye etmiyoruz. Şimdiki kanun ve yönetmeliklerinin Hollanda hükümeti tarafından değiştirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde sınırda sorun yaşayabilirler. Hollanda bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğünü şartsız kabul edilmesi ilkesi çerçevesinde, ben Hollanda devletinin böyle bir karar alacağından şüphem yoktur."

Hollanda'da çok heyetli Haarlem Mahkemesi, vizesiz Hollanda'ya girmek isterken Schiphol havaalanından geri döndürülen Türk işadamı Cahit Yılmaz'ın üç sene önce açtığı davada, Türkiye ile AB arasında 1963'te imzalanan Ankara Antlaşması ve ona istinaden 1973 tarihli katma protokolün 41. maddesini kaynak göstermişti. Göç ve Mülteciler Bakanı, mahkemenin bu kararına karşı Danıştay'da itirazda bulunmuştu. Cihan

Perakende Zincirinde Fas Tamam, Sırada Mısır Var

BİM Marketleri'nin Fas'la başlayan yurtdışı atağı Mısır ile devam ediyor. 2,5 yıl içinde Fas'taki mağaza sayısını 80'e çıkaran şirketin aynı başarıyı Mısır'da da yakalayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Şirketin finansal operasyonlarından sorumlu yöneticisi Haluk Dortluoğlu, altyapı çalışmalarına başladıklarını belirterek, ilk marketi 2013'te açmayı planladıklarını söyledi.


 


Nisan 2009'da 10 mağaza ile Fas'a giriş yapan gıda perakendecisi BİM, rakamı 80'e çıkardı. Ulaştıkları mağaza sayısı ile Fas'ın en büyük gıda perakendecisi haline geldiklerini açıklayan BİM İcra Kurulu Üyesi ve şirketin operasyonlardan sorumlu yöneticisi Galip Aykaç, yıl sonuna kadar mağaza sayısını 126'ya çıkaracaklarını söyledi. Yaklaşık 25 milyon TL'lik bir yatırım ile bunu gerçekleştireceklerini ifade eden şirketin finansal operasyonlardan sorumlu yönetici Haluk Dortluoğlu ise yeni hedeflerinin Mısır olduğunu açıkladı. Yönetimin kararı önceki gün aldığını vurgulayan Dortluoğlu, bu yılı altyapı hazırlıkları ile geçireceklerini, 2013'te de en az 10 mağaza ile 80 milyonluk Mısır'a yayılacaklarını kaydetti.

Mısır'da gıda ürünü satan noktaların yüzde 95'i bakkal. Dortluoğlu, "Dolayısıyla Mısır'da iş yapmamamız için bir sebep yok. Mısır ayrıca Ortadoğu'nun üretim üssü. Orada beynelmilel firmaların fabrikaları var. Bu da tedarik açısından sorun yaşamayacağımız anlamına geliyor." dedi. 'Bu, Arap Baharı'nın bittiği anlamına mı geliyor?' sorusuna, "Biz Mısır'da sorun görmüyoruz, bazı konular yerine oturuyor. Seçimler yapıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve anayasa yeniden şekillenecek. Mısırlı işadamları da gelecekten umutlu. Bunlar bize cesaret verdi." diye cevaplandırdı. Mısır'daki mağazalar da BİM adıyla kurulacak. Şirketin'in Suudi Arabistan ile ilgili de projesi mevcut. "Suudi Arabistan'a ilgimiz devam ediyor ama şu anda önceliğimiz Mısır oldu." diyen Dortluoğlu, Türkiye'de de büyümelerini hızla sürdüreceklerini söyledi. Şirket, 2011'de 338 yeni mağaza açtı ve toplam mağaza sayısını 3 bin 289'e çıkardı.

 

"Şu an ise mağaza sayımız 3 bin 345'e ulaştı. Bununla yetinmeyeceğiz. Bu yıl toplamında 400 yeni mağaza açacağız. Türkiye'deki toplam mağaza sayımız ise 3 bin 700'ü bulacak." dedi. Yıl için 5 de yeni depo açacaklarını kaydeden Dortluoğlu, "Tüm bunlar 2 bin 300'e yakın yeni istihdam anlamına geliyor." dedi. Geçen yıl 183 milyon TL yatırım yaptıklarını kaydeden Dortluoğlu, bu yıl ise 300 milyon TL yeni yatırım planladıklarını ifade etti. Bunun 25 milyon TL'si Fas, geri kalan kısmı ise Türkiye içinde yapılacak. BİM, Deloitte'un 2012 için hazırladığı perakende raporuna göre, dünyanın en büyük 250 perakende şirketi içinde 194. sırada yer almıştı. Aynı raporda 2005-2010 arasında ortalama yüzde 31 büyüme ile 'gelişme sıralamasında' 7. sıraya yerleşen şirket, katma değer oluşturma kategorisinde ise 2. sıraya oturarak dikkat çekmişti. Şirket, Brand Finance'ın yeni açıkladığı dünyadaki markaların değerlerine ilişkin araştırmada da 1,2 milyar TL'lik değeri ile Türkiye'nin 'en değerli 10. markası' olarak dikkat çekti.

Satıştaki marketlerle ilgilenmiyoruz

BİM İcra Kurulu Üyesi ve operasyonlarından sorumlu yöneticisi Galip Aykaç, 2011 yılında Şok'un Ülker'e satıldığını hatırlatarak, "Bir iki yıl benzer gelişmeler yaşanacağını bekliyoruz." dedi. "Şok'un satışı sizin işinizi zorlaştırır mı?" sorusuna, "Şok bizim için satılmadan önce de rakipti." cevabını veren Aykaç, ''A101'in de bu yıl satışı söz konusu. İlgileniyor musunuz?" sorusuna, "Biz satışlarla ilgilenmiyoruz ama sektörde konsolidasyon bekliyoruz." dedi. Aykaç, 2012'nin zor bir yıl olacağı beklentisi ile ilgili olarak da, "Ülke ekonomisi ile ilgili çok karamsar söylentileri biz de duyuyoruz. Fakat geride kalan iki ay, söylenenleri desteklemiyor." diye konuştu.

Cirosu 8,2 milyar liraya çıktı

Türkiye'de meyve suyu pazarının büyüklüğü 1 milyar dolar olarak ölçülüyor. Geçen yıl cirosunu 6 milyar 574 milyon TL olarak açıklayan BİM, rakamı yüzde 24,6 artışla 8,2 milyar TL'ye çıkardı. Aşağı yukarı bir meyve suyu endüstrisi kadar ciro artışı sağlayan şirketin, net kârı da yüzde 22 artışla 299 milyon TL'ye yükselirken, net kâr marjını ise geçen yıl ile aynı oranda yüzde 3,7'de tuttu. Gelirlerin ve kârın artmasına rağmen net kâr marjını geçen yıl ile aynı oranda tutmalarını, şirketin finansal operasyonlardan sorumlu yöneticisi Haluk Dortluoğlu, şu sözlerle açıkladı, "Net kârımızın yükselmesine sattığımız ürünlerin fiyatlarını düşürerek izin vermiyoruz."


ARİF BAYRAKTAR İSTANBUL   - Zaman

Afrika Türk Yatırımcıların Radarında

Türk yatırımcıların son yıllardaki gözde kıtası Afrika'ya bir yatırım daha geldi. Lojistik, liman işletmeciliği, gıda, kimya ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösteren Latek Holding, Kenya'nın en büyük Türk yatırımını, LTKHOME markasıyla açtığı yapı market ile gerçekleştirdi. Latek Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Levent Erdoğan, Kenya üzerinden Afrika'ya yayılacaklarını ve 5 yılda 100 milyon dolarlık yatırım hedeflediklerini söyledi.


 


AFRİKA ÇOK ÖNEMLİ PAZAR

Kenya'nın başkenti Nairobi'deki LTKHOME mağazasının açılışında konuşan Erdoğan, yeni yatırım stratejilerinin içerisinde Afrika'nın çok önemli olduğunu söyledi.

Afrika genelinde 5 yılda 100 milyon dolarlık bir yatırım planladıklarını ve bölgenin en büyük Türk yatırımcısı olacaklarını anlatan Erdoğan,
"Afrika çok önemli bir pazar. Biz yapı marketlerinden inşaata, enerjiden liman işletmesine, depolamadan dağıtıma kadar çeşitli alanlarda yatırımlar yapacağız. En büyük yatırımız ise enerji alanında olacak" dedi.

MOMBASA LİMANI'NDAN DOĞU AFRİKA'YA

/_np/2036/14172036.gifDoğu Afrika’ya açılan en önemli kapılardan biri olan gördükleri Mombasa Limanı’nda da geçici depolama ve gümrük sahaları açacaklarını dile getiren Erdoğan, burada yapılan yatırımın 150 milyonluk bir pazara ulaşma imkânı sağladığını vurguladı.

Erdoğan, "Mombasa’daki yatırımlar sayesinde önce Doğu Afrika’ya odaklanacak, sonrasında Güney Afrika’ya ineceğiz" diye konuştu.

BÜTÜN ÜRÜNLER TÜRKİYE'DEN GELECEK

LTKHOME mağazalarında sadece Türkiye'den getirecekleri ürünleri satacaklarına dikkat çeken Erdoğan, Afrika’yı Türk ürünlerinin kalitesiyle tanıştıracaklarını ve bir Türk markası olarak büyüyeceklerini kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kenyalı ortağımız Zynamat Group ile Nairobi’deki açtığımız mağazanın büyüklüğü 2 bin metrekare. Kenya’da açacağımız ikinci mağazayı ise 10 bin metrekarelik alana kuracağız. Afrika’da yapı marketi konseptinin bir örneği yok. Bu konsepti ve bu büyüklüğü ilk kez biz getiriyoruz. Sergileyeceğimiz Türk mallarına büyük ilgi olacağını düşünüyoruz."

Erdoğan, iki yıl içinde Uganda, Güney Sudan, Tanzanya, Ruanda, Burundi ve Mozambik'te de LTKHOME yapı marketleri açacaklarını ifade etti.

ÇİNLİLERE MEYDAN OKUYORUZ

Kenya'da Çin mallarının en yüksek kaliteli ürünler olarak algılandığına dikkat çeken Erdoğan, ancak bu ürünlerin Türk ürünlerinin kalitesi ile karşılaştırılamayacağını kaydetti.

Çinlilerin uzun yıllar önce pazara girdiklerini ve özellikle gümrük işlemlerinde çok avantajlı durumda olduklarını anlatan Erdoğan, "Şimdi ilk kez Türkiye'den büyük firma gelip onlara karşı meydan okuyor. Üstelik onların fiyatlarından da ucuza satıyor. Biz bu rekabette başarılı olacağımıza inanıyoruz" dedi.

KENYA'DAN 5 BAKAN KATILDI
LTKHOME'un Nairobi'deki açılışına Kenya hükümetinden 5 bakan katıldı.

Kenya hükümetinin yatırımlar için kendilerine büyük destek verdiğini belirten Levent Erdoğan, ülkenin gelişmiş bankacılık sistemi ve avantajlı coğrafi konumu ile Afrika’ya açılmak için çok önemli bir kapı olduğunu ifade etti.  

Başbakan Yardımcısı Moses Mudavadi, Latek Holding’in Kenya'da olmasından dolayı mutlu olduklarını ve Kenya’yı üs seçip buradan Afrika'ya açılma fikirlerini desteklediklerini kaydetti.

Dışişleri Bakanı Moses Wetangula da ülkeye yabancı yatırımcı çekebilmek için yasal düzenlemeler yapıldığını söyledi. Tarım, enerji ve inşaat alanlarında yatırıma ihtiyaç olduğunun altını çizen Wetangula, yabancı yatırımlara destek vereceklerini belirtti. Eren Güler / hurriyet.com.tr

Bulgar Devine Turkcell Talip

Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ, Bulgarian Telecommunications Company AD'nin (Vivacom) yüzde 93,99 oranında hissesinin satın alınması için teklif verilmesini kararlaştırdı.


 


Turkcell'in Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlanan açıklamada, ''Şirketimiz Yönetim Kurulu, Bulgaristan'da faaliyet gösteren telekom operatörü Bulgarian Telecommunications Company AD'nin (Vivacom) yüzde 93,99 oranında hissesinin satın alınması için teklif verilmesine karar vermiştir'' denildi.

AA

Merkel Cinayetlerden Ötürü Türklerden Af Diledi

Almanya’da aşırı sağcı Neo-Nazi örgütü tarafından öldürülen 8’i Türkiye kökenli 10 kişi, dün Berlin’de 1200 kişinin katıldığı tarihî bir törenle anıldı.Başbakan Merkel, “Cinayetlerin aydınlatılması, arkasındaki kişilerin ortaya çıkarılması konusunda her türlü çabayı harcayacağıma söz veriyorum” dedi.Cinayetlerin önlenememesinin, hatta kurbanların yakınlarından şüphe duyulmasının Almanya için utanç verici olduğunu belirten Merkel, “Bizi affedin” dedi.


 


Almanya’da 2000-2006 yılları arasında aşırı sağcı Neo-Naziler tarafından öldürülen 8 Türk, bir Yunanlı ve bir Alman polis anısına dün Berlin’de düzenlenen devlet töreninde Başbakan Angela Merkel, kurban yakınlarından af diledi. Merkel, Cumhurbaşkanı Vekili Horst Seehofer, Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert ile kurban yakınları salona hep birlikte girdi.

‘ALMANYA İÇİN UTANÇ VERİCİ’

Törende ilk konuşmayı Başbakan Angela Merkel yaptı. Neo-Naziler tarafından işlenen bu cinayetlerin engellenmemesinin Almanya için utanç verici olduğunu belirtirken, cinayetlerden sonra kurbanların yakınlarından şüphelenilmiş olmasından dolayı kendilerinden af diledi. “Bizi affedin” diyen Merkel, davetlileri, kurbanları anmak amacıyla kısa süreli bir saygı duruşuna davet etti.


Aşırı sağcı canilerin yıllarca fark edilmeden toplumun içinde yaşayabilmiş olmasının Almanya için bir ilk olduğunu, bu nedenle kurbanların yakınlarının şüphelerini, öfkelerini ve yalnız bırakıldıklarını düşünmesini anlayabildiğini ifade eden Merkel, bunların hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacağını ancak bu anma törenini de ailelerin yalnız olmadığını göstermek amacıyla düzenlediklerini kaydetti. Başbakan Merkel, bu cinayetlerin ve arkasında kimler olduğunun aydınlatılması ve ortaya çıkarılması için hukuk devletinin tüm imkanlarının kullanılacağı sözü de verdi.

‘BAŞBAKAN OLARAK SÖZ VERİYORUM’

Merkel, “Almanya Başbakanı olarak cinayetlerin aydınlatılması,  arkasındaki kişilerin ortaya çıkarılması ve yargılanması konusunda her çabayı harcayacağıma söz veriyorum” dedi. Bu olayların bir daha yaşanmaması için önlemlerin alındığını ve çok sayıda araştırma komisyonunun kurulduğunu, Almanya’da insanların sadece farklı kültürden, dinden gelmelerinden ya da derilerinin renginden dolayı takibe uğramalarına ya da şiddete maruz kalmalarına izin vermeyeceklerini de söyledi.


‘O AŞAĞILAYACI VİDEOLARI İZLEDİM’

Merkel, katillerin hazırlamış olduğu videoları seyrettiğini ve bugüne kadar hayatında insanları bu kadar aşağılayan bir şey daha görmemiş olduğunu dile getirdi. Başbakan Merkel, bazen devlet olarak yeterli kalmadıklarını da kabullenmek zorunda olduklarını, demokrasi düşmanlarının, işsizliğin yüksek olduğu bölgelerde etkili olmaya çalıştığını, tüm toplumun bunlarla mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.

En basit ırkçı söylemlerin bile hassasiyetle izlenmesi ve vatandaşların uyanık olması gerektiğini belirten Merkel, Almanya’nın, refahını dünyaya açık bir ülke olması sebebiyle sağlayabildiğini ifade ederek, “Biz tek bir ülke ve tek bir toplumuz” dedi.

12 ‘FARKLI’ İNSAN 12 TAŞIDI
BÜYÜK anma töreni, Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi Orkestrası’nın Bach’ın eserini çaldığı esnada farklı din ve etnik yapıya mensup 12 gencin salona sırayla 12 mum taşıması ile başladı. Açılış konuşmasını Başbakan Merkel yaptı. Konuşmanın ardından orkestra, Cemal Reşit Rey’in eserini seslendirdi.

DIRANAS ŞİİRİ OKUNDU
Ahmet Muhip Dıranas’ın Kar şiiri ile birlikte, Erich Fried, Bertolt Brecht ve Josef Reding’in şiirleri yorumlandı. Yapımcı Mousse T. (Mustafa Gündoğdu) tören için uyarladığı Sting’in ‘Fragile’, John Lennon’ın ‘Imagine’ eserini çaldı.

Merkel’in ardından Neo-Naziler’in son kurbanı Halit Yozgat’ın babası İsmail Yozgat, duygu dolu bir konuşma yaptı. Besmele çekerek konuşmasına başlayan İsmail Yozgat, Ombudsman Barbara John’un kendisine mektup göndererek 10 bin Euro tazminat isteyip istemediğini sorduğunu belirterek “Biz para  istemiyoruz” dedi.

‘BÜYÜK ABİLERİ’ BULUN
Konuşmasına üç isteği olduğunu belirterek devam eden Yozgat “Birinci isteğim katillerin ‘abileri’ yakalansın. Benim Alman adaletine güvenim tamdır” dedi.

İkinci isteğinin oğlunun adının doğduğu ve vurulduğu sokağa verilmesi olduğunu belirten Yozgat, üçüncü olarak da Neo-Naziler’in öldürdüğü 10 kurban adına bir vakıf kurulmasını istedi.

DOĞDUĞUM ÜLKEYİ TERK ETMEYECEĞİM
Neonazi cinayetlerinin ilk kurbanı Enver Şimşek’in kızı Semiya Şimşek ile sekizinci kurban Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık kürsüye çıktı. Şimşek, cinayetten sonra kendilerinden şüphe duyulduğunu, polisin bile, babasının uyuşturucu ticaretiyle ilgilenmiş olabileceğini ima ettiğini ancak gerçeğin ortaya çıktığını söyledi. Semiya Şimşek, “Her şeye rağmen doğduğum bu ve kök saldığım bu ülkeyi terk etmeyeceğim” dedi.

NAZIM'LA VEDA
Gamze Kubaşık Nâzım Hikmet’in Davet şiirini Almanca okudu. Ardından sahnede bulunan 12 mumdan birini Semiya Şimşek alarak Gamze Kubaşık’a verdi. Mumu taşıyan Gamze önde, arkasında Semiya ile birlikte davetlilerin arasında salonu terk etti. Başbakan Angela Merkel ve diğer konuklar da Gamze ve Semiya’yı takip ederek salondan ayrıldı.

1200 KONUKLU TÖREN
Başkent Berlin’in ünlü Jandarma Meydanı’ndaki “Konzerthaus”da (Konser Evi) yapılan törene parti genel başkanları, sivil toplum örgütleri, Türkiye’den milletvekilleri dahil 1200 konuk vardı.

ACIYI KALBİMDE HİSSETTİM
Almanya’da köklü partilerin ortak cumhurbaşkanı adayı olan Joachim Gauck, törenden sonra Hürriyet’e, “Her şeyi kalbimde hissettim. Acıları, üzüntüleri, yaşanan kötülükleri her şeyi” dedi. Gauck, Almanya gibi demokratik bir hukuk devletinde ırkçılığa kesinlikle yer olmadığını belirtirken cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda bu konuya çok önem vereceğini dile getirdi. (Ahmet Külahçı - Ali Varlı -Murat Tosun- Süleyman Selçuk / Berlin, Hürriyet)
 

Sayfa 1 / 24

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »